Bir şehrin ruhunu anlamak istiyorsanız önce müzelerine, kütüphanelerine, tiyatro salonlarına ve kitapçılarına bakın derler. Çünkü kültür ve sanat, bir toplumun aynasıdır. O aynaya baktığımızda sadece kendimizi değil, geçmişimizi, bugünümüzü ve geleceğimizi de görürüz.

Ne var ki son yıllarda hızla akan hayatın içinde kültür ve sanat, birçok insan için ikinci plana itilmiş durumda. Sosyal medyada birkaç saniyelik videolar arasında kaybolurken bir romanın sayfalarında dolaşmanın, bir tiyatro sahnesinde insan hikâyelerine tanıklık etmenin ya da bir sergide saatlerce tek bir tabloyu incelemenin değerini unutuyoruz.

Oysa sanat, insanın kendisiyle konuşabildiği en özel alanlardan biridir. Bir şiirde kendi yalnızlığımızı buluruz, bir filmde geçmişte bıraktığımız duygularla karşılaşırız, bir şarkıda yıllardır söyleyemediğimiz cümleleri duyarız. Bu yüzden sanat sadece eğlence değildir; aynı zamanda bir yüzleşme, bir arayış ve bazen de bir iyileşme biçimidir.

Bugün kültür ve sanatın daha fazla desteklenmesi gerektiğine inanıyorum. Çünkü sanatın olmadığı yerde düşünce fakirleşir, hayal gücü daralır ve insanlar birbirlerini anlamakta zorlanır. Bir kitabın açtığı kapıyı çoğu zaman hiçbir ekran açamaz. Bir tiyatro oyununun bıraktığı etkiyi birkaç dakikalık içerikler veremez.

Belki de yeniden yavaşlamaya ihtiyacımız var. Bir kitabın kokusunu içimize çekmeye, bir konser salonunda ışıklar sönmeden önceki sessizliği hissetmeye, bir şiirin tek bir dizesi üzerine uzun uzun düşünmeye…

Çünkü kültür ve sanat sadece sanatçıların meselesi değildir. Hepimizin ortak hafızası, ortak dili ve ortak vicdanıdır. Ona sahip çıkmak, aslında kendimize sahip çıkmaktır.

Bugünün hızla tüketilen dünyasında geriye neyin kalacağını bilmiyorum. Ancak biliyorum ki iyi bir kitap, güçlü bir film, unutulmaz bir şarkı ya da samimi bir şiir; yıllar geçse de insanın içinde yaşamaya devam eder. Belki de insanı zamana karşı güçlü kılan şey tam olarak budur.