Bir davranışımız var; çoğu zaman farkına bile varmıyoruz. Bir yere gideceğimiz zaman önce insanların nereye gittiğine bakıyoruz. Bir ürünü satın almadan önce kaç kişinin kullandığını merak ediyoruz. Bir videoyu açmadan önce izlenme sayısını inceliyoruz. Hatta bazen alkışlayan kalabalığa bakıp biz de alkışlıyoruz. Çünkü zihnimiz bize sessizce aynı cümleyi fısıldıyor: “Bu kadar insan yanılıyor olamaz.”

Psikolojide buna sosyal kanıt deniyor. İnsan beyni, özellikle belirsizlik anlarında kalabalığın davranışını güvenli bir pusula olarak kabul ediyor. Binlerce yıl önce bunun hayatta kalmak için mantıklı bir nedeni vardı. Sürü nereye gidiyorsa orası daha güvenliydi. Tehlikeden kaçarken kalabalığın peşinden gitmek çoğu zaman doğru karardı. Fakat bugün aynı mekanizma, her zaman doğru sonuç vermiyor.

Dolu bir restoran görünce yemeğinin daha lezzetli olduğunu düşünüyoruz. Milyonlarca kez izlenmiş bir videonun daha kaliteli olduğuna inanıyoruz. Çok satan bir kitabın daha iyi yazıldığına karar verebiliyoruz. Oysa bazen bunların hiçbiri gerçeği yansıtmıyor. Kalabalık sadece kalabalık olabilir.

Bir fikre milyonlarca insanın inanması, o fikri doğru yapmaz. Tarih bunun örnekleriyle dolu. Bir dönem herkes dünyanın düz olduğuna inanıyordu. Bir dönem birçok yanlış bilgi sorgulanmadan kabul edildi. Kalabalık yanıldı. Çünkü doğrular oylamayla belirlenmez.

Elbette insanların tercihleri bize fikir verebilir. Deneyimlerden öğrenmek değerlidir. Ancak başkalarının düşüncelerini kendi aklımızın yerine koymaya başladığımız an, sorgulamayı bırakırız. İşte asıl tehlike de burada başlar.

Bence insanı gerçekten özgür yapan şey, herkesin yürüdüğü yoldan gitmesi değil; gerektiğinde durup “Neden?” diye sorabilmesidir. Çünkü bazen doğru olan, en çok alkışlanan değil; en çok sorgulanandır.

Kalabalık size yön gösterebilir, ama vicdanınız ve aklınız karar vermelidir. Unutmayalım; herkesin yaptığı şey her zaman doğru değildir. Bazen en doğru adım, kimsenin cesaret edemediği ilk adım olabilir.