“Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi.”
Duyduğumuzda insanı gülümseten, hatta biraz da tuhaf gelen bu sözün arkasında aslında trajik bir hikâye vardır.
Sözün Niyazi’si, Osmanlı’nın son dönemlerinin önemli isimlerinden Resneli Niyazi Bey’dir. II. Meşrutiyet’in ilanına giden süreçte dağa çıkarak hareketin önde gelen isimlerinden biri olmuş, halk arasında “Hürriyet Kahramanı” olarak tanınmıştır.
Niyazi Bey’in ilginç bir özelliği daha vardır. Dağdayken yanından ayırmadığı ve adeta sembolü hâline gelen bir geyiği bulunur. Hatta halk arasında anlatılan bir rivayete göre bugün boş, amaçsız ve uzun sohbetler için kullandığımız “geyik yapmak” tabirinin de Niyazi Bey ve meşhur geyiği etrafında oluşan sohbetlerden doğduğu söylenir. Kesinliği tartışmalı olsa da hikâyenin en renkli ayrıntılarından biridir.
Fakat böylesine hareketli bir hayatın sonu savaş meydanında olmadı. Resneli Niyazi Bey, Balkan Savaşları sırasında 1913 yılında Avlonya’da öldürüldü. Üstelik onu öldüren kişinin kendi koruması olduğu aktarılır. Onca çatışmadan ve tehlikeden sağ çıkan bir hürriyet kahramanının, düşman kurşunuyla cephede değil, yanında kendisini koruması gereken birinin kurşunuyla hayatını kaybetmesi hikâyeyi daha da trajik hâle getirir.
Halkın dilinde ise zamanla o meşhur söz kalır:
“Ne şehittir ne gazi, pisi pisine gitti Niyazi.”
Belki de bu sözün Niyazi Bey’den çok daha uzun yaşamasının bir sebebi var. Çünkü hepimizin hayatında pisi pisine giden bir şeyler oluyor.
Gururumuz yüzünden konuşmadığımız insanlar, başkaları ne der diye vazgeçtiğimiz hayaller, gereksiz tartışmalarda kaybettiğimiz dostluklar, “yarın yaparım” diyerek ertelediğimiz hayat…
İnsan yalnızca ölürken pisi pisine gitmez. Bazen gençliği gider. Bazen sevgisi. Bazen yeteneği, bazen yılları…
Hayatta her şeyi kazanamayabiliriz. Her savaştan zaferle de çıkamayız. Ama hiç değilse bize verilen ömrü değmeyecek şeylere harcamamaya çalışabiliriz.
Çünkü insanın başına gelebilecek en acı şeylerden biri, bir gün geriye dönüp baktığında kendi kendine şunu söylemesidir:
“Pisi pisine geçti yıllar…”
Niyazi’nin hikâyesi biteli bir asırdan fazla oldu.
Ama galiba Niyaziler hâlâ aramızda.