Türkiye ekonomisinde son günlerin en önemli başlıklarından biri fon piyasasında yaşanan gelişmeler.
SPK’nın aldığı kararlar, bazı portföy yönetim şirketlerinin tasfiye sürecine alınması ve yüz binlerce yatırımcının parasının ne olacağı sorusu, doğal olarak piyasaların gündemine oturdu.
Mesele sadece birkaç fonun değer kaybetmesi değil.
Söz konusu kararların yaklaşık 891 milyar liralık varlığı ve yüz binlerce yatırımcıyı ilgilendirdiği belirtiliyor. Fonların tasfiye sürecinin yürütülmesi için iki banka görevlendirilirken, amaç yatırımcıların haklarının korunarak ödemelerin gerçekleştirilmesi.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ise yaşananların genele yayılan bir sistemik risk oluşturmadığını, sorunun sınırlı sayıdaki fonda ortaya çıkan kredi ve likidite problemlerinden kaynaklandığını açıkladı. Ayrıca serbest fonlarda daha sıkı kurallar getirildiğini ve yeni düzenlemelerle teminat süreçlerinin güçlendirildiğini ifade etti.
Bunlar önemli adımlar.
Ama asıl tartışılması gereken başka bir konu var:
Bu tedbirler neden daha önce alınmadı?
Çünkü finans piyasalarında asıl önemli olan sadece kriz çıktıktan sonra müdahale etmek değil, kriz ortaya çıkmadan önce riskleri görebilmektir.
KÜÇÜK YATIRIMCI NEDEN YİNE EN SON ÖĞRENİYOR?
Fon piyasasının temelinde güven var.
Vatandaş parasını profesyonel yöneticilere teslim ediyor.
“Ben piyasayı her gün takip edemem, siz benim yerime yönetin” diyor.
Dolayısıyla küçük yatırımcının fonun içerisinde hangi hisselerin bulunduğunu, bu hisselerin ne kadar likit olduğunu, fonun hangi şirketlerle bağlantısı bulunduğunu veya olası bir likidite sıkışıklığında ne yaşanacağını tek tek takip etmesi kolay değil.
Burada düzenleyici kurumların sorumluluğu başlıyor.
Bir fon olağanüstü getiriler sağlıyorsa bunun kaynağı nedir?
Belirli hisselerde olağan dışı yoğunlaşma varsa bunu kim izliyor?
Fonun elindeki varlıklar gerektiğinde nakde çevrilemiyorsa yatırımcı parasını çekmek istediğinde ne olacak?
Ve en önemlisi…
Bütün bu soruların cevabı yatırımcı parasını çekmek istediği gün değil, yatırımcı fona parasını yatırdığı gün verilmesi gerekmiyor mu?
Bugün SPK’nın aldığı kararlar elbette önemli.
Ancak yatırımcının sorması gereken soru da ortada:
Bu riskler neden daha erken görülmedi?
ŞİMŞEK’İN AÇIKLAMASI YETERLİ Mİ?
Mehmet Şimşek’in açıklamalarında özellikle “sistemik risk yok” vurgusu dikkat çekiyor.
Gerçekten de bütün fon piyasasının aynı durumda olmadığını biliyoruz.
Ancak sistemik risk bulunmaması, denetim ve düzenleme açısından hiçbir sorun olmadığı anlamına gelmez.
Tam tersine, yaşananlar sermaye piyasalarındaki denetim mekanizmalarının ne kadar erken çalıştığı konusunda yeni bir tartışmayı gerekli kılıyor.
Çünkü bugün çok sayıda fon tasfiye sürecine alınmış durumda.
Manipülasyon şüphesi bulunan işlemlerle ilgili de suç duyuruları ve işlem yasakları gündeme geldi.
Dolayısıyla artık yalnızca “Ne oldu?” sorusunu değil, “Neden daha önce fark edilmedi?” sorusunu da sormak gerekiyor.
Bu soruyu sormak herhangi bir kurumu ya da kişiyi peşinen suçlamak anlamına gelmez.
Tam tersine, piyasada güvenin yeniden tesis edilmesi için sorumluluk zincirinin ortaya çıkarılması anlamına gelir.
KERİM ROTA 10 AY ÖNCE UYARMIŞTI
Burada ekonomist Kerim Rota’nın Mehmet Şimşek’e yönelttiği sorulara dikkat etmek gerekiyor.
Rota, yaklaşık 10 ay önce Ömer Gencal ile birlikte serbest fonlarda yaşanan gelişmeleri ve olası manipülasyonları gündeme getirerek SPK’nın ve ekonomi yönetiminin gerekli tedbirleri alması gerektiğini vurgulamıştı.
Aradan geçen sürenin ardından yaşanan gelişmeler, o dönemde yapılan uyarıları yeniden gündeme taşıdı. Rota’nın Mehmet Şimşek’e yönelttiği sorular da tam bu noktada önem kazanıyor.
İlk sorusu oldukça net:
“Kasım 2025’te ‘manipülasyon var, izin vermeyeceğiz’ dediniz. Önlemlerin alınması için neden on ay beklendi?”
Bu sorunun cevabı yalnızca ekonomi çevrelerini değil, parasını yatırım fonlarında değerlendiren yüz binlerce yatırımcıyı da ilgilendiriyor.
Bir başka soru ise denetim mekanizmasına ilişkin:
“Yapay fiyat oluşumu kanunda açıkça suç olarak tanımlanmışken, bu konuda daha erken neden adım atılmadı?”
Buna bugün bir soru daha eklemek gerekiyor:
Denetim mekanizmasında herhangi bir ihmal ya da gecikme yaşandıysa, bunun sorumluluğu ortaya çıkarılacak mı?
Bu soruların sorulması herhangi bir kurumu peşinen suçlamak anlamına gelmiyor. Tam tersine, sermaye piyasalarında güvenin yeniden tesis edilmesi için şeffaflığın ve hesap verebilirliğin güçlenmesi gerektiğini hatırlatıyor.
KÜÇÜK YATIRIMCI DAHA İYİ KORUNAMAZ MIYDI?
Mehmet Şimşek’e yönelik eleştirinin temel noktası da burada olmalı.
Ekonomi yönetimi yalnızca kriz ortaya çıktığında müdahale eden bir makam olmamalı.
Özellikle sermaye piyasalarında önleyici denetim çok daha önemli.
Bir fonun getirisi olağanüstü yükseldiğinde sistem otomatik olarak alarm verebiliyor mu?
Fonun belirli birkaç sığ hissede aşırı yoğunlaşması halinde gerekli uyarılar yapılabiliyor mu?
Fonların ilişkili şirketlerle finansal bağları yeterince hızlı izlenebiliyor mu?
Fonun borçlanma ve teminat yapısı yatırımcı açısından daha şeffaf hale getirilebilir mi?
Nitelikli yatırımcı kavramı, yatırımcının bütün riskleri bildiği anlamına mı gelmeli?
Çünkü nitelikli yatırımcı olmak, geleceği görmek anlamına gelmiyor.
Yatırımcı belirli riskleri üstlenebilir. Ancak sistemin görevi, yatırımcının göremeyeceği riskleri mümkün olduğunca erken tespit etmek.
YENİ DÜZENLEMELER ŞART
Yaşananlar bize sermaye piyasalarında yeni düzenlemelerin tartışılması gerektiğini gösteriyor.
Burada amaç piyasayı aşırı şekilde sınırlamak değil.
Amaç, piyasaya duyulan güveni artırmak.
Getirisi olağanüstü yükselen fonlarda daha güçlü erken uyarı mekanizmaları kurulabilir.
Fonların belirli hisselerdeki yoğunlaşmaları daha yakından takip edilebilir.
Likiditesi düşük hisselerin fon portföylerindeki ağırlığı yeniden değerlendirilebilir.
Fonların borçlanma ve teminat mekanizmaları daha şeffaf hale getirilebilir.
İlişkili taraf işlemleri daha sıkı denetlenebilir.
Ve yatırımcıya sadece “Bu fon ne kadar kazandırdı?” sorusunun değil, “Bu kazanç nasıl elde edildi?” sorusunun da cevabı açıkça gösterilebilir.
Çünkü yüksek getiri kadar, yüksek getirinin kaynağı da önemlidir.
MESELE SADECE PARANIN GERİ ÖDENMESİ DEĞİL
Şimdi en önemli konu yatırımcıların mağduriyet yaşamadan süreçten çıkabilmesi.
Ancak bunun yanında daha büyük bir sorumluluk da var.
Yaşananların bütün yönleriyle incelenmesi…
Risklerin ne zaman ortaya çıktığının belirlenmesi…
Denetim mekanizmasının hangi aşamada devreye girdiğinin açıklanması…
Ve varsa ihmallerin ortaya konulması.
Kerim Rota’nın soruları da bu nedenle önemli.
Çünkü mesele artık yalnızca geçmişte ne olduğuyla ilgili değil.
Bundan sonra ne yapılacağıyla ilgili.
Türkiye sermaye piyasalarını büyütmek, daha fazla vatandaşın tasarruflarını fonlar ve sermaye piyasası araçları üzerinden değerlendirmesini istiyorsa, bunun yolu öncelikle güveni güçlendirmekten geçiyor.
Vatandaş parasını yatırırken “Bir sorun çıkarsa ne olacak?” diye düşünmemeli.
Çünkü yatırımcının en büyük güvencesi, kriz çıktıktan sonra alınan tedbirler değil, kriz çıkmadan önce çalışan güçlü bir denetim sistemidir.
Ve artık cevaplanması gereken soru çok açık:
Fon piyasasında alınan tedbirler yeterli mi, yoksa küçük yatırımcıyı daha iyi korumak için yeni ve daha güçlü düzenlemelere ihtiyaç var mı?