Türk sinemasında bazı filmler vardır; ilk bakışta güldürür, fakat film bittiğinde insanın içinde ince bir sızı bırakır. Kemal Sunal’ın başrolünde yer aldığı, Kartal Tibet’in yönettiği Gülen Adam da tam olarak böyle bir filmdir. 1989 yapımı bu eser, yüzeyde sıradan bir komedi gibi görünse de aslında insanın duygularıyla, toplumun adaletsizlikleriyle ve hayata tutunma biçimiyle ilgili güçlü bir hikâye anlatır.
Filmde Yusuf Şaplak isimli bir adamın yaşamını izleriz. Yusuf’un sıra dışı bir özelliği vardır: Doğduğu günden itibaren her şeye güler. Acıya, üzüntüye, felakete, hatta hayatın en zor anlarına bile kahkahalarla karşılık verir. İnsanlar onunla dalga geçer, onu anlamakta zorlanır, doktorlar bile bu durumun nedenini araştırmaya çalışır. Ancak filmin asıl gücü, Yusuf’un neden güldüğünde değil, bu gülüşün neyi temsil ettiğinde saklıdır.
Kemal Sunal’ın kariyerindeki birçok film gibi Gülen Adam da yalnızca eğlendirmeyi amaçlamaz. Film boyunca gecekondu sorunları, yoksulluk, barınma mücadelesi ve kentleşmenin yarattığı adaletsizlikler perdeye taşınır. Yusuf ve çevresindeki insanlar, yaşamlarını sürdürmeye çalışırken sistemin sert yüzüyle karşılaşırlar. Film, güldürünün arkasına gizlediği toplumsal eleştirilerle dönemin Türkiye’sine ayna tutar.
Peki film aslında ne anlatmak ister?
Bana göre Gülen Adam, insanın hayata karşı geliştirdiği savunma mekanizmalarını anlatır. Yusuf’un kahkahası mutluluktan değil, hayatın ağırlığına karşı geliştirilmiş bir kalkandır. Bazen insanlar ağlayamaz; çünkü ağlamak onları daha da kırılgan hâle getirecektir. İşte Yusuf da yaşadığı her şeye gülerek dayanır. Film, “Her gülen insan mutlu mudur?” sorusunu seyircinin zihnine bırakır. Bu yönüyle bakıldığında, Kemal Sunal’ın en hüzünlü karakterlerinden birini izleriz.
Filmin finaline doğru gelen duygusal kırılma ise bütün hikâyenin anahtarını verir. Yusuf’un yıllardır dışarı vuramadığı duyguların ortaya çıkması, aslında insanın ne kadar güçlü görünürse görünsün içinde biriken acılardan kaçamayacağını gösterir. Bu sahne yalnızca karakterin değil, seyircinin de iç dünyasına dokunur. (Beyazperde)
Kemal Sunal denince çoğu kişinin aklına kahkaha gelir. Oysa onun en büyük başarısı, güldürürken düşündürebilmesiydi. Gülen Adam da bunun en güzel örneklerinden biridir. Film, yıllar geçmesine rağmen güncelliğini koruyor çünkü anlattığı şey yalnızca Yusuf’un hikâyesi değil. Zorluklara rağmen ayakta kalmaya çalışan, bazen acısını gülümseyerek saklayan herkesin hikâyesi.
Belki de bu yüzden Gülen Adamı izlediğimizde yalnızca Yusuf’a değil, biraz da kendimize bakarız. Çünkü hayatın bazı dönemlerinde hepimiz biraz Yusuf Şaplak oluruz; içimiz ağlarken dışımız güler.