Hayatın içinde öyle alışkanlıklar vardır ki, onları hiç sorgulamayız. Trafikte sağdan ya da soldan gitmek gibi, tokalaşırken sağ eli uzatmak gibi… Atlara soldan binmek de bunlardan biridir. Binlerce yıldır süregelen bu gelenek o kadar doğal kabul edilir ki, çoğu insan bunun bir nedeni olduğunu bile düşünmez. Oysa bu küçük ayrıntının arkasında, savaş meydanlarından günümüze uzanan ilginç bir tarih yatıyor.

Eski çağlarda insanların büyük bölümü kılıçlarını sol taraflarına asardı. Bunun en önemli sebebi, insanların çoğunun sağlak olmasıydı. Sağ elle kılıcı rahatça çekebilmek için kın sol kalçada taşınırdı. Eğer bir savaşçı ata sağ taraftan binmeye kalkarsa, belindeki uzun kılıç atın sırtına ya da kaburgalarına çarpar, hem kendisine hem de hayvana zarar verebilirdi. Soldan bindiğinde ise kılıç doğal olarak dış tarafta kalır, hareket çok daha güvenli ve pratik olurdu. Bugün hâlâ devam eden “soldan binme” geleneğinin temeli işte bu savaşçıların günlük hayatına dayanıyor.

İlginç olan ise, savaşlar sona erdi, zırhlar müzelerde kaldı ama alışkanlık yaşamaya devam etti. Modern binicilikte de atlara genellikle soldan binilir. Çünkü eğitimleri bu düzene göre yapılır. Atlar tekrar eden davranışlarla öğrenir. Sürekli aynı taraftan yaklaşan insanı tanır, ona göre dengelenir ve bekler. Elbette iyi eğitimli bir at her iki taraftan da binilmeye alışabilir; ancak standart uygulama hâlâ soldur. Gelenek zamanla eğitimin de bir parçası hâline gelmiştir.

Demek ki bugün bir binicinin ata soldan binişini gördüğümüzde, aslında yalnızca bir hareket izlemiyoruz. Yüzyıllar öncesinden bugüne taşınan sessiz bir geleneğe tanıklık ediyoruz. Bir savaşçının belindeki kılıçtan doğan bu alışkanlık, bugün spor sahalarında, çiftliklerde ve doğa yürüyüşlerinde yaşamaya devam ediyor. Bazen en sıradan görünen davranışların bile ardında, insanlık tarihinin unutulmuş sayfaları saklıdır. Soldan binilen her at, belki de bize bunu hatırlatıyordur.