Geçtiğimiz günlerde TBMM Zirai Don Araştırma Komisyonu’nun Mihalıççık’ta zirai don vuran kiraz bahçelerini ziyaret etmesi, sadece o bölgedeki üreticiler için değil, Türkiye tarımı adına da umut verici bir gelişmeydi. Komisyon Başkanı AK Parti Burdur Milletvekili Adem Korkmaz’ın açıklamaları, çiftçinin derdini dinleyen bir devlet yaklaşımını yansıtıyordu. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın kasım ayına kadar ödeme sözü verdiğini hatırlatan Korkmaz, bu sürecin daha erkene çekilmesi için çaba göstereceklerini söyledi.

Ancak çiftçinin derdi yalnızca dondan ibaret değil. İç Anadolu’dan Güneydoğu’ya, Marmara’dan Trakya’ya kadar uzanan geniş bir coğrafyada yaşanan kuraklık, tarım sektörünü âdeta pençesine almış durumda. Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar’ın açıklamaları, içinde bulunduğumuz hasat döneminin hiç de iç açıcı olmadığını gözler önüne seriyor.

Verim kayıpları sadece ürünü değil, çiftçinin umudunu da kurutuyor. Kuru tarım yapılan alanlarda dekara düşen verim, 50 kilograma kadar gerilemiş durumda. Oysa geçen yıllarda bu rakam ikiye, üçe katlanıyordu. Buğday, arpa, mercimek gibi temel ürünlerde yaşanan bu düşüş, sadece çiftçiyi değil, soframızdaki ekmeği de ilgilendiriyor.

Ayçiçeği gibi stratejik ürünlerde de benzer bir tablo bizi bekliyor. Trakya gibi üretimin bel kemiği olan bölgelerde yağışlar ciddi oranda azaldı, sıcaklıklar ise mevsim normallerinin üzerinde seyrediyor. Bu ikili baskı; kuraklık ve aşırı sıcak, ayçiçeği bitkisini strese sokmuş durumda. Ziraat Odalarından gelen bilgiler, verim kayıplarının kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Bu tablo, yalnızca ayçiçeği üreticisini değil, ayçiçek yağı fiyatlarını da doğrudan etkileyecek.

2025 yılı tarım sektörü için bir "doğal afet yılı" olmaya aday. Zirai don, kuraklık, aşırı sıcaklıklar derken çiftçi yılın ilk yarısında hem bahçesini hem tarlasını doğal afetlere kurban verdi. Bu afetlerin ekonomik karşılığı ise milyonlarca liralık zarar. Üstelik bu zarar yalnızca tarlada kalmıyor; kırsalda yaşayan ailelerin geçimini, şehirde yaşayan vatandaşın bütçesini, ülkenin gıda güvenliğini doğrudan etkiliyor.

Şu gerçeği artık görmemiz gerekiyor: Üretici yoksa tüketici de yoktur. Eğer bir ülke kendi çiftçisini ayakta tutamazsa, dışa bağımlılığı artırmak zorunda kalır. Bu da hem ekonomik hem stratejik anlamda büyük bir risktir. Bu nedenle devletin sadece afetzedelere değil, bu tür olağanüstü iklim koşullarıyla mücadele eden çiftçilere de el uzatması gerekiyor.

Şemsi Bayraktar’ın talebi bu yüzden hayati önemde: Ziraat Bankası’na ve Tarım Kredi Kooperatifleri’ne olan borçlar faizsiz olarak en az bir yıl ertelenmeli. Nisan ayındaki zirai dondan zarar gören çiftçilere sigortaları olmasa da yapılan yardımlar, aynı şekilde kuraklıktan zarar gören üreticilere de sağlanmalı.

Çiftçiyi yalnız bırakmak, üretimi yalnız bırakmaktır. Bu yıl yaşananlar bizlere, iklim krizinin tarımı nasıl etkilediğini bir kez daha hatırlattı. Önümüzdeki yıllarda bu tür afetlerle daha sık karşılaşacağımızı öngörmek zor değil. O yüzden sadece günü kurtaran değil, geleceği planlayan bir tarım politikası oluşturmak zorundayız.

Unutmayalım, toprakla barışık olmayan toplumlar, gelecekle de barışamaz. Tohumu toprakla buluşturan eli görmezden gelirsek, yarın o sofrada ekmek değil, pişmanlık olur.