Geçtiğimiz hafta Büyükşehir Belediyesi tarafından ilk kez düzenlenen Uluslararası Porsuk Festivali ve Tepebaşı Belediyesi tarafından 18’incisi düzenlenen Pişmiş Toprak Sempozyumu’nun coşkusunu yaşamıştık ki daha dinlenmemize bile fırsat olmadan bu kez de Odunpazarı Belediyesi 2 önemli etkinliğinin 19 Eylül’de başlayacağını duyurdu.
İnsan bazen gerçekten düşünüyor; bu şehirde sıkılmak mümkün mü? Bir tarafta Porsuk’un etrafını hareketlendiren, şehrin sosyal hayatına renk katan bir festival, diğer tarafta yıllardır gelenek haline gelen Pişmiş Toprak Sempozyumu… Daha bunların etkisi üzerimizden geçmeden şimdi de Odunpazarı’nda cam ve seramik sanatının ateşi yanacak.
Üstelik burada sadece bir festivalden bahsetmiyoruz. Odunpazarı Belediyesi, 19-23 Eylül tarihleri arasında 11. Uluslararası Cam Festivali ile 9. Uluslararası Seramik Pişirim Teknikleri Çalıştayı’nı aynı tarihlerde düzenleyecek. Bence bu iki etkinliğin en güzel tarafı da sanatın sadece ortaya çıkmış halini insanlara göstermemesi.
Camın ateşle buluşmasını, ustaların ellerinde şekillenmesini, çamurun farklı pişirim teknikleriyle bambaşka bir esere dönüşmesini izleyebileceğiz. Yani sanatçı eserini kapalı kapılar ardında üretip sonra karşımıza çıkarmayacak. Üretimin kendisi de etkinliğin bir parçası olacak.
Bu aslında Eskişehir’in son yıllarda kültür ve sanat alanında yakaladığı çizgi açısından da önemli. Çünkü bir şehrin kültür sanat şehri olması yalnızca birkaç müzeye, birkaç festivale veya birkaç konser etkinliğine sahip olmasıyla ölçülmüyor. İnsanların sokağa çıktığında sanatla karşılaşması, farklı etkinliklere katılabilmesi, çocukların ve gençlerin üretimin bir parçası olabilmesi gerekiyor.
Odunpazarı’ndaki etkinlikler de tam olarak bunu yapıyor. 19 Eylül’de başlayacak Uluslararası Cam Festivali’nde Türkiye’den ve dünyanın farklı ülkelerinden sanatçılar Eskişehir’e gelecek. Beş gün boyunca camın ateş karşısındaki dönüşümünü izleme fırsatımız olacak. Sıcak cam üflemeden açık alevde şekillendirmeye kadar farklı teknikler sanatseverlerin gözleri önünde uygulanacak.
Seramik tarafında da benzer bir tablo var. “Şehrin Ateşi” başlığıyla düzenlenecek 9. Uluslararası Seramik Pişirim Teknikleri Çalıştayı’nda farklı ülkelerden ve Türkiye’nin farklı şehirlerinden sanatçılar Eskişehir’de buluşacak. Raku, naked raku, obvara ve süt pişirimi gibi farklı teknikler uygulanacak.
Ama beni burada en çok ilgilendiren noktalardan biri, vatandaşın da işin içine dahil edilecek olması. Çünkü sanatın insanlara ulaşmasının en güzel yollarından biri, insanın ona dokunabilmesi. Çamuru uzaktan seyretmek başka, eline alıp şekillendirmek başka.
Bu nedenle vatandaşların çamurdan karolar hazırlayabilmesi, seramiğin üretim sürecini deneyimleyebilmesi bence etkinliğin en değerli taraflarından biri. Çocuklar için de yetişkinler için de güzel bir deneyim olacak.
Bir de işin Eskişehir açısından başka bir boyutu var. Biz zaten yıllardır “öğrenci şehri”, “sanayi şehri”, “üniversite şehri” gibi tanımlarla anılıyoruz. Bunların yanına kültür ve sanat şehrini daha güçlü şekilde koymamız gerekiyor.
Çünkü Eskişehir’in tarihi dokusu buna çok uygun. Odunpazarı’nın sokakları, müzeleri, tarihi evleri ve meydanları zaten başlı başına bir atmosfer oluşturuyor. Bu atmosferin içine camı, seramiği, ateşi ve sanatçıyı koyduğunuzda ortaya başka bir şehir görüntüsü çıkıyor.
Üstelik bunlar birbirinden bağımsız etkinlikler olarak da kalmıyor. Geçtiğimiz hafta Porsuk Festivali vardı. Porsuk’un çevresinde hareket vardı. Aynı günlerde Pişmiş Toprak Sempozyumu ile Tepebaşı’nda sanat ve üretim konuşuldu. Şimdi ise Odunpazarı’nda cam ve seramik sanatının üretim sürecini izleyeceğiz.
Bir şehrin takvimine baktığınızda arka arkaya böyle etkinlikler görebiliyorsanız, orada gerçekten bir hareketlilik var demektir. Elbette Eskişehir’in eksikleri yok mu? Var.
Kültür ve sanat alanında daha yapılacak çok iş var. Etkinliklerin daha geniş kitlelere ulaşması, ilçelerle bütünleşmesi, gençlerin daha fazla işin içine katılması ve yılın tamamına yayılan bir kültür sanat takviminin oluşturulması gerektiğini düşünüyorum. Ama yapılan güzel işleri de görmezden gelmemek gerekiyor.
Hele ki farklı belediyelerin kendi alanlarında birbirinden farklı etkinlikler düzenlemesi, şehrin sosyal hayatını canlı tutması önemli. Sonuçta vatandaşın belediyeden beklentisi sadece yol, kaldırım, asfalt veya temizlik değil. Bunlar elbette belediyelerin asli görevleri. Ancak insanların nefes alabileceği, ailesiyle vakit geçirebileceği, çocuklarını götürebileceği, yeni bir şey öğrenebileceği alanlar da bir şehrin yaşam kalitesini doğrudan etkiliyor.
Eskişehir’in en büyük avantajlarından biri de bu. Şehir çok büyük değil ama yapacak şey çok. Bir gün Porsuk’un kenarında festival, başka bir gün Odunpazarı’nda sanat etkinliği, başka bir gün Tepebaşı’nda bir sempozyum, üniversitelerde bilim ve teknoloji etkinlikleri… Takvim dolu.
Şimdi 19 Eylül’ü bekliyoruz. Odunpazarı’nda beş gün boyunca ateş yanacak. Cam şekillenecek, çamur dönüşecek, sanatçılar üretecek, vatandaş izleyecek ve hatta kendisi de üretimin bir parçası olacak.
23 Eylül’de ise iki farklı sergi açılacak. Önce seramik eserler, ardından cam eserler sanatseverlerle buluşacak. Kısacası Eylül ayı Eskişehir için yine hareketli geçecek.
Benim açımdan bu işin özeti çok basit: Bu şehirde sıkılmak gerçekten çok zor. Yeter ki yapılan etkinlikleri takip edelim, sokağa çıkalım ve şehrin sunduğu imkânların biraz olsun farkına varalım.