“Halk PKK teröründen bizar olmuş durumda. Diğer illere şehid cenazeleri gidiyor. Bu durumlar karşısında birtakım siyasetçiler çıkıp ‘Biz kanı durduracağız, barışı sağlayacağız. Savaştan değil barıştan yanayız’ diyorlar. Hepimiz barıştan yanayız, ama savaşı açan biz değiliz ki orada! Saldırgan biz değiliz ki!
Sadece güvenlik güçleriyle bu iş çözülmez. Bizim, ilmi esasa dayalı bir savunma planımız var. Özel bir teşkilat kurulması lazım. Bunun içinde sosyologlar, toplum psikolojisi uzmanları, ekonomistler, siyaset uzmanları, çok güçlü istihbarat elemanları bulunacak. Bölücü terör karargâhlarında Türkiye’ye karşı planlar daha düşünülürken hükümet bundan haberdar olmalı, karşı planını hazırlayıp uygulamalı.
Başarının şartı o yöre halkını kazanmaktır. Bunun için ‘Kürt meselesi’ denildiği zaman sadece Türkiye sınırları içinde Kürtçe konuşanları değil, Ortadoğu’da Kürtçe konuşan, Kürt adını alan bütün toplulukları dikkate alıyorum. Türkiye Cumhuriyeti hepsini göz önüne almalı. Çünkü hepsi bizim insanımızdır, bizden ayrı değillerdir. Onlar da müslümandır. Aramızda din birliği, kültür birliği, hatta evlenmeler yoluyla kan birliği vardır. Onları sahiplenmemizde çok yarar var.
Biz parti menfaatını yurt ve millet menfaatının önüne koymayız. Bunun için ılımlı bir politikayı, vatandaşlarımızı sahiplenmeyi tercih ediyoruz. Biz öldürülen PKK’lılardan dolayı da üzüntü duyuyoruz. Onların birçoğu Güneydoğulu ailelerin çocukları. O bölgenin insanları eğitilmeli, aydınlatılmalı. Ayrıca bölgede işsizlik, fakirlik, ekonomik düşkünlük var. Devlet işleri birbiriyle ilgilidir, bir tekini ele almak yetmez."
Yukarıdaki metin; MHP Genel Başkanı Başbuğ Alparslan Türkeş’in, 4 Ekim 1995 yılında Milliyet’e aktardığı Güneydoğu ile ilgili görüşleri.
O gün ne Başbuğ Alparslan Türkeş ne dediyse bugün de MHP Lideri Devlet Bahçeli aynı şeyleri söylemiştir. Ve uzatmaya gerek duymadan köşe yazısı burada bitmiştir.