Son dönemde pazara ya da markete gittiğimizde hepimizin canını sıkan bir konu var: Fiyatlar. Özellikle yaş sebze ve meyvede tarladan çıkan ürün ile tüketicinin sofrasına ulaşan ürün arasındaki fiyat farkı zaman zaman akıl almaz boyutlara ulaşabiliyor. İşte tam da bu noktada fiyatların nasıl oluştuğunu, aradaki zincirde neler yaşandığını ve kimlerin haksız kazanç elde ettiğini sorgulamak gerekiyor.

Çünkü ortada sadece tüketicinin pahalı ürün alması gibi bir mesele yok. Bu işin bir de üretici tarafı var. Çiftçi tarlasına ciddi maliyetlerle ürün ekiyor, mazotundan gübresine, tohumundan işçiliğine kadar birçok kalemde para harcıyor. Ancak ürününü sattığında çoğu zaman bu maliyetlerin karşılığında istediği kazancı elde edemiyor. Buna karşılık aynı ürünün pazarda ya da markette çok daha yüksek fiyatlara satıldığını görüyor.

Odunpazarı Ziraat Odası Başkanı Burhan Çelikoğlu’nun verdiği rakamlar da aslında meselenin ne kadar önemli olduğunu gösteriyor. Eskişehir’de üreticiden 10 liraya çıkan domatesin İstanbul halinde 30 liraya, pazarda ise 50 liraya satıldığını söylüyor. Biberin 20 liradan, dolma biberin ise 20-25 liradan üreticiden çıktığını, tüketicinin karşısına ise çok daha yüksek rakamlarla geldiğini ifade ediyor.

Burada elbette taşıma var, işçilik var, depolama var, komisyon var. Bunların hepsinin bir maliyeti olduğunu kabul etmek gerekiyor. Fakat üretici ile tüketici arasındaki fiyat farkı makul sınırların çok üzerine çıkıyorsa burada bir sorun var demektir. Hele ki bu fark, üreticinin kazancını artırmadan tüketicinin cebinden daha fazla para çıkmasına neden oluyorsa bu sistemin mutlaka denetlenmesi gerekiyor.

Bu nedenle yaş sebze ve meyve piyasasında fiyatları manipüle ederek haksız kazanç sağladığı belirlenen büyük dağıtıcı firmalara yönelik operasyonu önemli buluyorum. 22 ilde 109 iş yeri ve ikamette eş zamanlı arama yapılması ve 41 şüpheli yönetici hakkında gözaltı kararı verilmesi, devletin bu alanda daha sıkı bir denetim iradesi ortaya koyduğunu gösteriyor.

Burada mesele sadece birkaç firmanın ya da birkaç kişinin yaptığı iddia edilen işlemler değil. Asıl mesele, üreticinin emeğinin karşılığını alabildiği, tüketicinin de makul fiyatlarla ürün satın alabildiği adil bir piyasa oluşturabilmek. Çünkü çiftçi para kazanamıyorsa üretim sürdürülemez. Tüketici sürekli yüksek fiyatlarla karşılaşıyorsa onun da alım gücü her geçen gün biraz daha düşer.

Çelikoğlu’nun söylediği “Bu bir başlangıç, milat olsun inşallah” sözünü de bu açıdan önemsiyorum. Çünkü bir operasyon yapıldı ve bununla birlikte konu gündeme geldi. Ancak bundan sonraki süreç daha da önemli. Denetimler sadece bugün değil, bundan sonra da düzenli ve kararlı şekilde devam etmeli. Piyasadaki fiyat hareketleri yakından takip edilmeli, üreticiden tüketiciye kadar olan zincirin her halkası gerektiğinde denetlenmeli.

Çiftçinin tarlada ürettiği ürünün değerini bulması gerekiyor. Bir domatesi, biberi ya da başka bir ürünü üretmek kolay değil. Üretici aylarca emek veriyor, risk alıyor, para harcıyor. Sonunda da “Maliyetimi ancak kurtardım” noktasında kalıyorsa burada ciddi bir problem vardır. Çünkü üreticiyi korumak aslında gelecekte soframıza gelecek ürünleri korumaktır.

Aynı şekilde tüketiciyi korumak da sadece fiyatları aşağı çekmekten ibaret değil. Vatandaşın ödediği paranın karşılığında sağlıklı ve kaliteli ürüne ulaşabilmesi de önemli. Aradaki gereksiz ve haksız fiyat farkları ortadan kaldırıldığında hem üreticinin emeği daha değerli hale gelir hem de tüketicinin cebinden daha az para çıkar.

Bence burada devletin görevi çok net. Piyasaya müdahale etmekten ziyade, piyasanın adil şekilde işlemesini sağlamak. Kimse üreticinin emeği üzerinden haksız kazanç elde etmemeli, kimse de tüketicinin mecburiyetini fırsata çevirmemeli. Bunun yolu da etkin denetimden, şeffaflıktan ve gerektiğinde caydırıcı yaptırımlardan geçiyor.

Eskişehir gibi tarımsal üretim açısından önemli bir şehirde bunun karşılığını daha fazla görüyoruz. Tarlada üretilen ürünün başka şehirlere gitmesi, farklı illerde tüketiciyle buluşması son derece doğal. Ancak ürün şehir değiştirdikçe üreticinin kazancı yerinde sayıyor, tüketicinin ödediği rakam katlanıyorsa burada durup düşünmek gerekiyor.

Bu operasyonları bu nedenle yalnızca bir adli süreç olarak görmemek lazım. Aynı zamanda üreticinin emeğini, tüketicinin cebini ve piyasadaki güveni koruma açısından önemli bir adım olarak değerlendirmek gerekiyor.

Umarım gerçekten Çelikoğlu’nun ifade ettiği gibi bu bir başlangıç olur. Denetimler daha da sıklaşır, fiyat oyunlarının ve manipülasyonların önüne geçilir. Çünkü çiftçi kazanırsa üretmeye devam eder, tüketici uygun fiyata ulaşırsa rahatlar. Kazanan da sadece bir taraf değil, hem üretici hem tüketici hem de ülke ekonomisi olur.