Eskişehir denildiğinde akla çoğu zaman öğrenci kenti, kültür-sanat etkinlikleri ya da yaşam kalitesi geliyor. Bunların hepsi doğru. Ancak bu şehrin bir başka kimliği daha var ki, çoğu zaman hak ettiği kadar konuşulmuyor. O da üreten, ihraç eden ve ülke ekonomisine güç veren sanayi kenti kimliği. Açıklanan son ihracat rakamları da bunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Haziran ayında Eskişehir'in ihracatının geçen yılın aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 22 artarak 387 milyon dolara ulaşması, yılın ilk altı ayında ise 2 milyar dolar barajının aşılması sıradan bir istatistik değil. Daha da önemlisi, Türkiye ihracatı aynı dönemde yüzde 3,6 büyürken Eskişehir'in yüzde 5,65'lik artış yakalaması. Bu tablo, şehrimizin ülke ortalamasının üzerinde bir performans sergilediğini açıkça ortaya koyuyor. Böylesine zorlu ekonomik şartlarda bunun küçümsenecek bir başarı olduğunu kimse söyleyemez.

Elbette bu başarı gökten zembille inmedi. Fabrikasında alın teri döken işçiden, risk alıp yatırım yapan sanayiciye, dünyanın farklı noktalarında yeni pazarlar arayan ihracatçıdan üretim zincirinin her halkasında görev yapan emekçilere kadar binlerce insanın ortak emeğinin karşılığı bu rakamlar. Bazen sadece ihracat tutarını görüyoruz ama o rakamların arkasında sabahın erken saatlerinde mesaiye başlayan insanlar, büyük fedakârlıklarla ayakta kalmaya çalışan işletmeler var.

Ancak madalyonun diğer yüzünü de görmezden gelemeyiz. Sanayici bugün yüksek finansman maliyetleriyle mücadele ediyor. Enerji fiyatları, hammadde maliyetleri, kur dengesi ve küresel pazarlardaki belirsizlikler üreticinin omzundaki yükü her geçen gün artırıyor. Buna rağmen üretim devam ediyorsa, bu azmin ve kararlılığın eseridir. Fakat hiçbir başarı sonsuza kadar sadece fedakârlıkla sürdürülemez. Üreticinin nefes alabileceği ekonomik ortamın oluşturulması artık bir tercih değil, zorunluluktur.

Çünkü sanayiye verilen destek sadece sanayiciyi ilgilendirmiyor. Yeni fabrika demek yeni istihdam demek. Artan ihracat demek şehre daha fazla döviz girmesi demek. Güçlü sanayi demek esnafın da, hizmet sektörünün de, gençlerin de geleceğinin güçlenmesi demek. Üretimin kazandığı yerde sadece fabrikalar değil, şehir de kazanır.

Eskişehir bugüne kadar savunma sanayinden raylı sistemlere, havacılıktan makine imalatına kadar birçok alanda adından söz ettirmeyi başardı. Şimdi bu başarıyı kalıcı hale getirmek gerekiyor. Bunun yolu da üretimi teşvik etmekten, yatırımcının önünü açmaktan ve ihracatçının rekabet gücünü koruyacak adımları atmaktan geçiyor.

Rakamlar sevindirici. Ama asıl hedef, bu rakamları her yıl daha da yukarı taşımak olmalı. Çünkü Eskişehir'in potansiyeli bunun çok daha üzerinde. Yeter ki üretenin, çalışanının ve yatırım yapanın yanında durmayı bilelim. O zaman sadece Türkiye ortalamasını aşan değil, Türkiye'ye yön veren şehirlerden biri olmayı da başarırız.