Çocukluğumdan beri Türkiye için hep aynı cümleyi duydum: “Türkiye kendi kendine yetebilecek bir ülke.” Okulda derslerde bunun üzerinde durulurdu. Türkiye’nin tarımdan sanayiye, yer altı ve yer üstü kaynaklarından insan gücüne kadar çok önemli bir potansiyele sahip olduğu anlatılırdı. Öğretmenlerimiz, ülkemizin sahip olduğu imkanları anlatırken bununla gurur duyardı.
Fakat kendi kendine yetebilmek yalnızca sahip olduğunuz kaynaklarla ilgili değil. O kaynakları bulabilmek, çıkarabilmek, işleyebilmek ve ülkenin hizmetine sunabilmek de en az kaynakların kendisi kadar önemli.
Bugün Türkiye’nin enerji alanında attığı adımlara baktığımızda tam da böyle bir dönüşüm görüyoruz. Yıllardır enerjide dışa bağımlılığın Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri olduğu konuşuluyor. Doğal gazdan petrole, elektrik üretiminden nükleer enerjiye kadar birçok alanda dışarıdan kaynak almak zorunda kalan bir Türkiye vardı.
Şimdi ise kendi denizlerinde doğal gaz ve petrol arayan, kendi gemilerini ve mühendislerini kullanan, keşfettiği kaynakları ekonomiye kazandıran ve enerji üretim kapasitesini her geçen gün artıran bir Türkiye var.
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın Eskişehir’de yaptığı açıklamalar da gelinen noktayı göstermesi açısından oldukça önemli.
Bugün 4 milyon hanede Türkiye’nin kendi doğal gazı kullanılıyor. Bakan Bayraktar’ın verdiği bilgiye göre bu sayı 2026 yılı sonunda 8 milyona, 2028 yılında ise 16-17 milyon haneye çıkarılacak. Yani hedef, Türkiye’deki hanelerin yaklaşık yüzde 80’inin doğal gaz ihtiyacının yerli kaynaklardan karşılanması.
Bu yalnızca bir enerji meselesi değil. Bu, aynı zamanda ekonomik bağımsızlık meselesi. Çünkü enerji ithalatı için dışarıya ödediğimiz her döviz, Türkiye’nin ekonomisi açısından önemli. Kendi doğal gazımızı ve petrolümüzü ne kadar fazla kullanabilirsek, dışarıya olan enerji faturamız da o kadar azalacak.
Karadeniz’de bulunan doğal gaz bunun en önemli örneklerinden biri. Yıllarca “Türkiye kendi doğal gazını bulamaz” denildi. “Denizlerde arama yapılamaz” denildi. Bugün ise Karadeniz’in yaklaşık 2 bin 100 metre derinliğindeki sahalarda sondaj yapabilen, kendi ekipmanları ve mühendisleriyle doğal gaz üretebilen bir Türkiye’den söz ediyoruz.
Bunun yanında Gabar’da petrol üretimi de başka bir önemli adım. Bakan Bayraktar’ın verdiği rakamlara göre Gabar’da günlük 83 bin varilin üzerinde petrol üretimi gerçekleştiriliyor. Bu üretim hem Türkiye’nin petrol ithalatını azaltıyor hem de bölge insanına istihdam sağlıyor.
Burada dikkat çekilmesi gereken başka bir nokta daha var. Enerji yatırımları yalnızca yerin altından petrol ve doğal gaz çıkarmaktan ibaret değil. Türkiye aynı zamanda enerji teknolojileri konusunda da kendi kabiliyetini geliştiriyor.
Bir dönem Türkiye’nin kendi petrolünü ve doğal gazını araması bile hayal olarak görülürken bugün Türk mühendisleri dünyanın farklı bölgelerinde arama faaliyetleri yürütebilecek noktaya geldi. Somali’den Libya’ya, Afrika’dan Pakistan’a kadar uzanan bir coğrafyada Türkiye’nin enerji alanındaki bilgi ve tecrübesine ihtiyaç duyulması, aslında yaşanan değişimin boyutunu gösteriyor.
Bu özgüven çok önemli. Çünkü bir ülkenin kalkınması sadece para ile olmuyor. Teknoloji, insan kaynağı ve özgüven de gerekiyor. Türkiye’nin enerji alanında son yıllarda kazandığı en önemli şeylerden birinin de bu olduğunu düşünüyorum. Artık “Biz bunu yapabilir miyiz?” sorusundan “Bunu nasıl daha ileriye taşıyabiliriz?” noktasına geçmemiz gerekiyor.
Önümüzde nükleer enerji gibi çok önemli bir başlık da var. Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nde dört reaktörün inşasının devam etmesi, Türkiye’nin enerji üretiminde farklı bir döneme geçmesi anlamına geliyor. Nükleer enerji elbette güvenlik, çevre ve maliyet açısından çok ciddi şekilde ele alınması gereken bir alan. Ancak dünyanın önde gelen ekonomilerinin önemli bir bölümünün nükleer enerjiden yararlandığı da ortada.
Türkiye’nin de enerji arz güvenliğini güçlendirecek bütün seçenekleri değerlendirmesi gerekiyor. Çünkü artık enerji, sadece elektrik düğmesine bastığımızda aklımıza gelen bir konu değil. Enerji varsa sanayi var. Enerji varsa üretim var. Enerji varsa istihdam var. Enerji varsa güçlü bir ekonomi var.
Bu nedenle Türkiye’nin enerji alanındaki yatırımlarını yalnızca bugün kullandığımız doğal gaz veya ürettiğimiz elektrik üzerinden değerlendirmemek gerekiyor. Asıl mesele, gelecek 20-30 yılın Türkiye’sini hazırlamak.
Güneş enerjisinden rüzgara, hidroelektrikten nükleere, doğal gazdan petrole kadar bütün kaynakları mümkün olduğunca çeşitlendirmek zorundayız. Çünkü enerji konusunda tek bir kaynağa veya tek bir ülkeye bağımlı olmak, ekonomik açıdan da stratejik açıdan da ciddi riskler taşıyor. Türkiye’nin hedefi de zaten yalnızca daha fazla enerji üretmek olmamalı. Daha fazla yerli enerji üretmek, enerjiyi daha verimli kullanmak, enerji teknolojilerinde kendi teknolojisini geliştirmek ve dışa bağımlılığı azaltmak olmalı.
Bugün geldiğimiz noktada bunun işaretlerini görüyoruz. Çocukken öğretmenlerimizin anlattığı “kendi kendine yeten Türkiye” fikri, artık sadece sınıflarda anlatılan bir ideal olmaktan çıkıp somut yatırımlarla desteklenen bir hedef haline geliyor.
Elbette daha yapılacak çok iş var. Türkiye’nin enerji ihtiyacı büyüyor. Sanayimiz büyüyor, şehirlerimiz büyüyor, nüfusumuzun ve enerji tüketimimizin ihtiyaçları değişiyor. Dolayısıyla bugün atılan adımların yarın daha da büyütülmesi gerekiyor.
Karadeniz’de doğal gaz aramaya devam etmek, yeni petrol sahaları keşfetmek, yenilenebilir enerji yatırımlarını artırmak, nükleer enerjiyi güvenli şekilde geliştirmek ve en önemlisi bu alanlarda yetişmiş insan kaynağımızı güçlendirmek zorundayız.
Çünkü enerji bağımsızlığı bir günde kazanılacak bir hedef değil. Bu, uzun soluklu bir mücadele. Ama bugün Türkiye’nin attığı adımlar gösteriyor ki bu yolda ciddi bir mesafe alındı.
Bence asıl önemli olan da burada. Türkiye artık enerjide sadece dışarıdan alan bir ülke olmak istemiyor. Kendi kaynağını arayan, bulan, üreten ve teknolojisini geliştiren bir ülke olmak istiyor. Çocukluğumuzda “Türkiye kendi kendine yeten bir ülke olabilir” denildiğinde belki bunun ne kadar büyük bir hedef olduğunu tam olarak anlamıyorduk. Bugün ise bunun ne anlama geldiğini çok daha iyi görüyoruz.
Ve enerjide atılan her yeni adım, Türkiye’nin o eski idealine biraz daha yaklaşması demek. Kendi enerjisini üreten Türkiye, daha güçlü ve daha bağımsız bir Türkiye demektir.