Ekonomide bazı rakamlar olumlu yönde değişiyor. Enflasyon yüzde 30'un altına geriliyor, fonlarda tasfiye süreci ilerliyor, faiz indirimi beklentisi yeniden tartışılıyor. Ancak asıl mesele, bu gelişmelerin ekonomiye ve vatandaşın hayatına nasıl yansıyacağı. Bana göre ekonomide asıl sınav şimdi başlıyor.
Fon olayında 17 fonun tasfiyesinin tamamlanması ve 43 bin yatırımcının ödemelerinin ilgili bankalara aktarılması önemli bir adım. Ancak şu soru hala geçerli:
Bu noktaya gelmek için neden bu kadar beklendi?
Sermaye piyasalarında sorun ortaya çıktıktan sonra müdahale etmek kadar, benzer sorunların tekrar yaşanmasını önlemek de önemli. Bu nedenle bundan sonraki süreçte sadece tasfiyelerin tamamlanmasına değil, denetim mekanizmalarının nasıl güçlendirileceğine bakmak gerekiyor.
Bu durum yabancı yatırımcı açısından da önemli. Nitekim 2 Ekim haftasında yaklaşık 190 milyon dolarlık hisse senedi satışı gerçekleşti. Tahvil tarafındaki satış üçüncü haftasına taşınırken, yabancıların Türk bankalarıyla yaptıkları TL türev işlemlerindeki pozisyonları da 2,5 milyar dolar geriledi.
İçeride ise döviz mevduatları artmaya devam ediyor. Yani yabancı tarafında satışların görüldüğü, içeride ise dövize olan ilginin tamamen ortadan kalkmadığı bir dönemden geçiyoruz. Bu tablo, yatırımcı kararlarında faiz kadar beklentilerin de belirleyici olduğunu gösteriyor.
Küresel ticarette ise Türkiye açısından bir fırsat ortaya çıkıyor. Dünya Ticaret Örgütü, mal ticareti büyüme beklentisini yukarı yönlü revize etti. Türkiye'nin bundan daha fazla pay alabilmesi için üretim ve ihracatın güçlendirilmesi gerekiyor. İç tüketimle büyümenin sınırları belli; kalıcı büyüme için dış pazarlarda daha güçlü olmak şart.
Gelelim vatandaşın gündemine.
Eylül ayında yıllık enflasyon yüzde 29,73'e geriledi. Yüzde 30'un altına inilmesi önemli, ancak vatandaş açısından enflasyonun düşmesinden çok fiyatların geldiği seviye belirleyici.
Çünkü enflasyonun düşmesi fiyatların düşmesi anlamına gelmiyor. Market, kira, ulaşım ve doğal gaz gibi temel giderlerde yüksek fiyat seviyesi devam ediyor. Bu nedenle asıl beklenti, enflasyondaki düşüşün alım gücüne ne zaman yansıyacağı.
Özellikle işçi, Bağ-Kur ve memur emeklileri açısından beklenti giderek yükseliyor. Maaş artışının oranı kadar, o maaşla ay sonunda ne alınabildiği önemli. Geçmiş dönemdeki yüksek enflasyonun yarattığı kaybın telafi edilmesi artık daha fazla konuşulacak.
Buradan Merkez Bankası'na geliyoruz.
Piyasalarda ekim ayında faiz indirimi beklentisi bulunuyor. Ancak Goldman Sachs, ekim toplantısında faiz indirimi için henüz erken olduğu görüşünde. Enflasyon beklentileri, rezervler ve Türk Lirası üzerindeki baskı bu değerlendirmede öne çıkıyor.
Merkez Bankası'nın önünde zor bir denge var. Yüksek faiz finansman maliyetlerini artırıyor, ancak erken bir indirim de kur ve enflasyon beklentilerini yeniden bozabilir.
Bu nedenle tartışmayı sadece “Faiz ne zaman inecek?” sorusuna sıkıştırmamak gerekiyor. Önemli olan, faiz indiriminin enflasyondaki düşüşü bozmadan üretimi, yatırımı ve istihdamı destekleyebilmesi.
Fonlarda atılan adımlar, yabancı yatırımcının pozisyonları ve enflasyon verileri önümüzdeki dönemin kolay olmayacağını gösteriyor.
Ekonomide asıl sınav şimdi başlıyor.
Çünkü bundan sonra mesele sadece enflasyonu düşürmek ya da faizi indirmek değil; ortaya çıkan kazanımları vatandaşın alım gücüne, üretime ve yatırımlara yansıtabilmek.
