Bir anne babanın çocuğunu sabah okula gönderirken aklında tek bir şey vardır: Evladım sağ salim okuluna gitsin, eğitimini alsın ve akşam hiçbir sorun yaşamadan evine dönsün. Aslında bütün mesele bu kadar basit. Aileler çocuklarını okula gönderirken onların güvenliğinden endişe etmek değil, nasıl bir eğitim alacaklarını, geleceklerini nasıl şekillendireceklerini düşünmek istiyor. Ancak son dönemde yaşanan olaylar, okul güvenliğinin ne kadar önemli bir mesele olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.

Nisan ayında Kahramanmaraş’ta yaşanan saldırı, son günlerde Manisa’da meydana gelen olay ve İstanbul’da bir okulda yaşanan bıçaklı saldırı… Her biri toplumda ciddi bir endişeye neden oluyor. Üstelik söz konusu olan çocuklarımız olunca bu endişe çok daha büyüyor. Çünkü okullar, çocuklarımızı emanet ettiğimiz, kendilerini güvende hissetmeleri gereken yerlerin başında geliyor. Bir öğrencinin okul kapısından içeri girerken can güvenliği konusunda kaygı duyması, bir velinin çocuğunu okula gönderirken korkuyla hareket etmesi kabul edebileceğimiz bir durum değil.

Elbette yaşanan her olayın ardından güvenlik tartışmalarının gündeme gelmesi doğal. Ancak burada asıl önemli olan, yalnızca olaylar yaşandıktan sonra harekete geçmek değil, bu olayların yaşanmasını önleyecek tedbirleri önceden alabilmek. Çünkü güvenlik dediğimiz mesele, bir olay meydana geldikten sonra yapılan açıklamalarla çözülebilecek bir konu değil. Önleyici çalışmaların sürekli ve kararlı bir şekilde yürütülmesi gerekiyor.

Eskişehir’de de bu konuda önemli çalışmalar gerçekleştiriliyor. Bir taraftan okul güvenliğine ilişkin toplantılar yapılırken diğer taraftan emniyet ekipleri okul çevrelerinde denetimlerini sürdürüyor. Son gerçekleştirilen denetimlerde 52 okul çevresi, 42 park ve bahçe, 31 iş yeri, 88 araç ve 17 okul servisi kontrol edildi. Ayrıca 342 kişinin kimlik sorgusu yapıldı. Kontroller sırasında tespit edilen aykırılıklara yönelik idari yaptırımlar uygulanırken okul çevresinde belirlenen plakasız bir motosiklet de trafikten men edilerek çektirildi.

Rakamlar bize denetimlerin kapsamını gösteriyor. Okul çevrelerinde şüpheli durumların kontrol edilmesi, servis araçlarının denetlenmesi, öğrencilerin yoğun olarak bulunduğu parkların ve iş yerlerinin gözetim altında tutulması elbette önemli. Bu çalışmaların düzenli olarak yapılması, olası risklerin erkenden tespit edilmesi açısından büyük değer taşıyor. Eskişehir’de gerçekleştirilen bu denetimleri de çocuklarımızın güvenliği adına olumlu buluyorum. Burada önemli olan, çalışmaların yalnızca gündemin yoğun olduğu dönemlerde değil, eğitim öğretim yılı boyunca kararlılıkla sürdürülmesi.

Ancak okul güvenliğini yalnızca okul kapısının önünde yapılan denetimlerden ibaret görmemek gerekiyor. Polis ekiplerinin çalışması ne kadar önemliyse okul yönetimlerinin alacağı tedbirler, öğretmenlerin dikkati ve ailelerin sorumluluğu da bir o kadar önemli. Okul giriş çıkışlarının kontrol edilmesi, okula kimlerin girip çıktığının takip edilmesi, öğrenciler arasında yaşanan sorunların büyümeden fark edilmesi ve şiddet eğilimi gösteren davranışların ciddiyetle ele alınması gerekiyor. Her okulun kendi koşulları değerlendirilerek gerekli güvenlik önlemlerinin eksiksiz uygulanması şart.

Bir başka önemli sorumluluk da ailelere düşüyor. Çocuklarımızın kimlerle arkadaşlık kurduğunu, internette hangi içeriklerle karşılaştığını, hangi oyunları oynadığını ve nelerden etkilendiğini takip etmeliyiz. Fakat bunu yalnızca yasak koyarak ya da sürekli kontrol ederek yapamayız. Çocuklarımızla konuşmalı, onları dinlemeli, yaşadıkları sorunları rahatlıkla anlatabilecekleri bir ortam oluşturmalıyız. Bazen bir çocuğun içine kapanması, öfkesini kontrol etmekte zorlanması ya da davranışlarında belirgin değişiklikler yaşanması, yetişkinlerin dikkat etmesi gereken işaretler olabilir. Bu işaretleri görmezden gelmek yerine doğru şekilde değerlendirmek gerekiyor.

Çocuklarımızın yaşadığı sorunları küçümsemek, akran zorbalığını sıradan bir çocuk tartışması olarak görmek veya şiddet içeren davranışları önemsememek, ileride çok daha büyük sorunlarla karşılaşmamıza neden olabilir. Bu nedenle aile, okul yönetimi ve rehberlik servisleri arasında güçlü bir iletişim kurulmalı. Çocukların yalnızca akademik başarısıyla değil, psikolojik ve sosyal gelişimiyle de yakından ilgilenilmesi gerekiyor.

Bir diğer konu da çocukların dijital dünyada karşılaştıkları içerikler. Şiddeti sıradanlaştıran görüntüler, tehditler, zorbalık ve kontrolsüz biçimde tüketilen içerikler çocukların dünyasını etkileyebiliyor. Elbette her olayı tek bir nedene bağlamak doğru değil. Ancak çocukların hangi ortamda büyüdüğünü, neler izlediğini ve yaşadıkları sorunlarla nasıl başa çıktığını anlamaya çalışmak zorundayız. Güvenli bir okul ortamı oluşturmak istiyorsak yalnızca okulun fiziki koşullarına değil, çocuklarımızın içinde bulunduğu sosyal çevreye de bakmalıyız.

Unutmamak gerekiyor ki okul güvenliği, yalnızca emniyet güçlerinin ya da okul idarelerinin sorumluluğu değil. Devletin ilgili kurumlarından öğretmenlere, ailelerden yerel yönetimlere kadar herkesin üzerine düşen görevler var. Herkes kendi sorumluluğunu yerine getirdiğinde, sorunlar büyümeden fark edildiğinde ve gerekli müdahaleler zamanında yapıldığında çocuklarımız için çok daha güvenli bir ortam oluşturabiliriz.

Eskişehir’de yapılan toplantıların ve denetimlerin bu açıdan önemli olduğunu düşünüyorum. Bu çalışmaların devam etmesi, eksiklerin tespit edilmesi ve ihtiyaç duyulan yeni önlemlerin vakit kaybetmeden hayata geçirilmesi gerekiyor. Çünkü söz konusu olan geleceğimiz, yani çocuklarımız.

Hiçbir anne baba, çocuğunu okula gönderirken başına kötü bir şey geleceği korkusuyla yaşamak zorunda kalmamalı. Hiçbir öğrenci okuluna giderken kendisini tehdit altında hissetmemeli. Okulların amacı çocuklarımıza bilgi kazandırmak, onları hayata hazırlamak ve geleceğe güvenle bakmalarını sağlamaktır. Bunun ilk şartı da kendilerini güvende hissetmeleridir. Çocuklarımızın güvenliği konusunda ihmale yer yok. Denetimler yapılmalı, önlemler alınmalı ve bu sorumluluk herkes tarafından ciddiyetle yerine getirilmeli.