Geçtiğimiz hafta, meslektaşımla birlikte Eskişehir’de bir büfeye alışveriş yapmak için girdik. Amacımız oldukça sıradandı: Birkaç ürün almak ve yolumuza devam etmek.
Ancak sıradan başlayan alışveriş, kısa süre içerisinde gazetecilik mesleğinin temel sorularından birini yeniden gündeme getirdi: Bir vatandaş, kendisinden alınan ücretin nedenini sorma hakkına sahip değil mi?
Alışverişimizi yaptıktan sonra, ödediğimiz tutar üzerinden yüzde 20 oranında bir komisyon kesildiğini fark ettik. Bunun üzerine doğal olarak neden böyle bir uygulama yapıldığını sorduk. Çünkü tüketici olarak ödediğimiz bedelin neye göre belirlendiğini bilmek istiyorduk.
Aldığımız yanıt ise “özel bir sebep açıklayamam” oldu.
Aslında tam da burada konu, birkaç liralık bir alışverişin çok ötesine geçti.
Çünkü mesele yalnızca alınan ürünlerin bedeli değildi. Mesele, bir tüketicinin ödediği paranın karşılığını ve yapılan işlemin gerekçesini sorması karşısında aldığı tavırdı.
Üstelik olay bununla da sınırlı kalmadı.
Kamera kaydının kapalı olduğu sırada bize yönelik bir saldırı girişiminde bulunulduğunu da yaşadık. Burada özellikle altını çizmek istediğim nokta şu: Bir gazeteci olarak soru sormak, herhangi bir kişi için olduğu gibi benim de hakkım. Gazetecilik, yalnızca kamera açıldığında başlayan ve kamera kapandığında sona eren bir meslek değil.
Alışverişin ardından fişin çöpe atıldığını gördük. Fişi talep ettiğimizde ise çöpe atılan fiş bize gösterildi.
Daha sonra işletme tarafından kendi banka kartları üzerinden yeniden bir fiş düzenlenerek tarafımıza verildi.
Fakat bu kez de başka bir soru ortaya çıktı.
Satın aldığımız ürünlerin tek tek isimleri yerine fişte yalnızca “gıda” ve “temizlik malzemesi” gibi genel ifadeler bulunuyordu. Örneğin satın aldığımız su ve çikolata gibi ürünler ayrı ayrı belirtilmemişti.
Şimdi burada durup düşünmek gerekiyor.
Bir vatandaş alışveriş yapıyor. Ödediği tutarın nasıl hesaplandığını soruyor. Fişini görmek istiyor. Karşılığında ise açıklaması olmayan bir komisyon, çöpe atılmış bir fiş ve ürünlerin tek tek belirtilmediği yeni bir fişle karşılaşıyor.
Bütün bunlar yaşanırken bir de saldırı girişimiyle karşı karşıya kalıyor.
Benim için bu olayın en rahatsız edici tarafı, yaşananların yalnızca bir büfede yaşanan tartışma olmaması.
Çünkü gazetecilik mesleği, soru sormayı gerektiriyor.
Bir gazeteci bir uygulamanın nedenini sorabilir. Bir vatandaş ödediği ücretin karşılığını sorabilir. Bir tüketici fişini talep edebilir.
Bu soruların hiçbirinin karşılığı öfke, tehdit veya saldırı girişimi olmamalı.
Elbette herkesin hata yapma, kendisini ifade etme ve itiraz etme hakkı var. Ancak kamusal alanda hizmet veren bir işletmeyle vatandaş arasındaki ilişkinin temelinde şeffaflık ve karşılıklı saygı bulunması gerektiğini düşünüyorum.
Ben bu olayı yaşadığım için yazıyorum.
Çünkü bazen gazetecilik, büyük manşetlerin peşinden koşmak değildir.
Bazen bir büfede alınan suyun, bir çikolatanın ve kesilen bir fişin arkasındaki soruyu sormaktır.
Ve bazen asıl mesele, “Neden?” diye sorduğunuzda size verilen cevaptır.
Ben o gün yalnızca alışveriş yaptım.
Ama eve dönerken aklımda tek bir soru vardı:
Bir vatandaş ödediği paranın nedenini sorduğunda, bunun karşılığı neden bir gerilim olmak zorunda?
