Henüz okuduğum MEB yayınlarından İbn Haldun’un Mukaddime adlı kitabında Hz. Ömer’in hak, hukuk davalarının adaletli kararı için atadığı kadılara gönderdiği meşhur talimatnamesini de dile getirmiş. Örneğin Küfe Kadısı Ebu Musa Eş’arî’ye mektubunda: “Ey Ebu Musa! Halk arasındaki kavgaları, davaları hakkınca çözmek farzdır. Davanın taraflarını dinle. Hayata geçirilmeyen adaletin kıymeti yoktur. Yargılamada davacı ile davalının önlerinde durmak, oturmak, gözlerine bakmak gibi de olsa eşitlik ve adaletten şaşma. Güç sahibi gücünden dolayı kendi lehine hüküm vereceğin ümidine kapılmasın. Kendini zayıf görende senin adaletinden karamsarlığa düşmesin. Davacı hakkını delil ve tanıkla ispat etmeli. İnkâr edense ant içmeli... Davalıya ispat için mühlet ver. Belirlenen sürede delil ve tanıkla kendini ispat ederse davayı kazanır. Değilse aleyhine karar verilir.

Toplumsal güven, huzur, barış eşitlik ve adaletle sağlanır. Dava sonuçlansa bile önceki kararının doğru olmadığını anlar ve doğruyu da bulur isen hakkı yerine getirmekten çekinme. Hak ve adaleti yerine getirmek yanlışa devam etmekten iyidir. Karar verirken Kur’an ve sünnette hüküm bulamadığında benzer hadiselerle kıyasla hükmet. Davacıyı da, davalıyı da şüphede bırakma. Hakkınca hükmedenin Allah ecrini, itibarını, bereketini, gönül huzurunu artırır. Sana esenlikler dilerim.” diyerek talimatını bildirmiş. Bu bildirimlerin hangisi evrensel hukuka, insan haklarına aykırı? Müslümanlık İslam’ın adaletine yakışır davranışla olur. Söylentilere göre hayır işleri adına birisi bazı yetkili mercileri zorlayarak kendi evine yakın ev sahiplerinin evlerini boşalttırmaya kalkışmış. Hileli ya da cebri hak sahiplerinden haklarını ellerinden almak Müslümana yakışır mı?

Anayasal güvence altındaki mülkiyet hakkını hak sahiplerinden bir hayır kurumu adına da olsa cebren ya da hile ile alınmasının hayrı, sevabı ne kadar olur? Hak sahiplerini haklarından mahrum etmek din adına da olsa reva mı? Böylesi davranışlar toplumsal tepkisiyle neden değil mi? Maalesef son zamanlarda “Halk dinden uzaklaşıyor. Ateistler, deistler çoğalıyor.” diye veryansın ediliyor. Müslümanın Müslümanca davrandığında İslam’dan uzaklaşmalar değil ateistlerin, deistlerin bile İslam’a akın akın girdikleri görülecektir. Müslümanın vazifesi dürüst davranmaktır. Hz. Ömer zamanında Şam Valisi Vakkas cami için bir Yahudi’nin arazisini cebren kamulaştırmış. Yahudi, Vali’yi Halife Ömer’e şikâyet etmiş. Ömer bir deri parçasına: “Ben, Nurşirevan’dan daha mı az adilim.” ibaresini yazıp Yahudi’ye: “Bunu götür valiye ver.” demiş. Halife Ömer’in mektubunu sapsarı kesilerek okuyan vali, Yahudi’ye: “Arazine denk gelen cami aksamı derhal yıkılacak. Arazin sana iade edilecek.” demiş iken din adına da olsa kim, kimin hakkını elinden entrikayla alma hakkını kendinde bulabilir?

Yol, elektrik, su, baraj, askeri alan gibi stratejik durumlarda kamu yararı üstünlük hakkına sahip kamulaştırmalara hiç kimsenin sözü olamaz! Sasani hükümdarlarından Nurşirevan zamanı Hz. Ömer ile Ebi Vakkas İran’daki bir handa soyulmuşlar. Durum Nurşirevan’a bildirilmiş. Malları kendilerine iade edilmiş. Nurşirevan: “Yarın sabah şehirden ayrılırken biriniz doğu, diğerinizde batı kapısından çıksın.” demiş. Denilen kapılardan çıkarlarken her ikisi de çıktığı kapıda birinin asılı olduğunu görmüş. Asılanın biri hancı, diğeri Nurşireva’nın kendi oğlu imiş. Asılma sebepleri Hz. Ömer ile Ebi Vakkas’ın mallarını çalması imiş...

Zerdüşt dini mensubu Nurşirevan, Nurşiveran-ı adil lakabıyla anılan hükümdar iken hangi Müslüman entrikaya cüret edebilir? Kimin nasıl, ne zaman deneneceğini ancak Allah bilir. Sınama maksatlı Davut Peygamber’e bir dava konusunda iki kişi gelmiş. Şikâyetçiyi dinleyerek karar veren Davut’a Allah’tan “Ey Davut! Sakın ha, bir daha tarafları dinlemeden tek taraflı karar verme. Bir daha böyle karar verirsen seni peygamberlik defterinden silerim.” uyarısı gelmiş. Hak ve adaletin tecellisinde peygamber bile ilahi uyarı almışken Müslüman aklını başına almalı. Yoksa kudret tokadının nereden, nasıl geldiği anlayamaz!

Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!