Bir toplumun geleceğini anlamak için yalnızca ekonomisine, teknolojisine ya da şehirlerine bakmak yeterli değildir. Asıl bakılması gereken yer, o toplumun aile yapısıdır. Çünkü güçlü devletlerin temelinde güçlü aileler, güçlü ailelerin temelinde ise sevgi, saygı ve dayanışma vardır.

Türkiye'de son yıllarda evliliklerin azalması, buna karşılık boşanma oranlarının yükselmesi üzerinde ciddiyetle düşünülmesi gereken bir toplumsal gerçektir. Bir zamanlar evlilik, yalnızca iki insanın değil iki ailenin birleşmesi olarak görülürdü. Bugün ise evlilikler daha kısa sürede sona erebilmekte, bireysellik aile olmanın önüne geçebilmektedir.

Geçmişte aynı evde üç kuşak bir arada yaşardı. Dede, nine, anne, baba ve çocuklar aynı sofraya oturur; aynı acıyı paylaşır, aynı sevinci birlikte yaşardı. Büyükler yalnızca yaşlı insanlar değil, aynı zamanda tecrübenin, sabrın ve aile kültürünün temsilcileriydi. Çocuklar sevgiyi, saygıyı ve paylaşmayı onlardan öğrenirdi.

Günümüzde ise şehirleşme, ekonomik şartlar, çalışma hayatının yoğunluğu ve değişen yaşam alışkanlıkları nedeniyle bu tablo giderek kayboluyor. Çekirdek aile modeli bile zaman zaman ayakta kalmakta zorlanıyor. Büyükler huzurevlerinde, gençler farklı şehirlerde, torunlar ise dijital dünyanın içinde büyüyor. Aynı çatı altında yaşamak bir yana, aynı sofrada buluşmak bile giderek zorlaşıyor.

Elbette her boşanma yanlış değildir. Şiddetin, istismarın ve sağlıksız ilişkilerin sürdürüldüğü evliliklerin devam etmesi beklenemez. Ancak basit anlaşmazlıkların bile kolayca ayrılıkla sonuçlanması, evlilik kurumunun dayanıklılığını zayıflatmaktadır. Sorunları konuşarak çözme kültürü yerini, vazgeçme kolaylığına bırakmaktadır.

Bu değişimin gelecekte en büyük etkisi çocuklar üzerinde görülecektir. Sevgi ve güven ortamından uzak büyüyen nesiller, ileride kendi ailelerini kurarken de benzer zorluklarla karşılaşabilir. Toplumun sosyal dokusu zayıfladıkça yalnızlık, güvensizlik ve aidiyet duygusunun kaybı daha fazla hissedilecektir.

Aileyi ayakta tutmak yalnızca anne ve babanın görevi değildir. Eğitim sistemi, medya, sivil toplum kuruluşları ve kamu kurumları da aileyi güçlendiren politikalar geliştirmelidir. Gençlere evliliğin sadece mutlu günlerden ibaret olmadığı, fedakârlık, sabır ve karşılıklı anlayış gerektirdiği anlatılmalıdır.

Unutmamalıyız ki güçlü aileler, güçlü toplumları meydana getirir. Eğer aile kurumunu koruyamazsak, gelecekte yalnızca nüfusumuz değil; kültürümüz, geleneklerimiz ve toplumsal dayanışmamız da zayıflayacaktır.

Bugün aileyi korumak, aslında yarının Türkiye'sini korumaktır. Çünkü bir milletin en sağlam kalesi ne sınırlarıdır ne de binalarıdır; en sağlam kalesi ailesidir.