Ömür bir bahadır, bilene. O nedenle herkesin değeri farklıdır. Her kişi ederini kendisi belirler. Akıllı avcının biri ormanda avlandığı günlerden birinde bir kayanın tepesinde sıtmaya yakalanmış bir deli görmüş. “A deli adam! Ne işin var orada, çabuk in aşağı.” demiş. Deli: “Düşünüyorum.” deyince, akıl avcı: “Ne düşünüyorsan, çabuk söyle!” demiş. Sıtmalı deli: “Ben bu sıtmadan ölürsem acaba benden sonra sıtmaya kim tutulur, diye düşünüyorum.” demiş. Akıl avcı: “Ben tutulmayayım da, kim tutulursa tutulsun!” demiş. Deli: “Ölmekten mi, korkuyorsun?” demiş. Akıllı avcı: “Tabi ki, ölümden korkuyorum.” deyince, deli: “Ölmekten değil, günahtan işlemekten kork. Ben, ölmekten değil başkasına kötülüğümün dokunmasından korktuğum için bu kayanın tepesindeyim.” demiş.
Akıl avcı: “Sıtmalı deli, senin kime ne kötülüğün dokunur ki?” deyince, deli: ”Benim yüzümden, bir başkası daha sıtmaya yakalanırsa diye korkuyorum.” deyince, akıl avcı: “Kim yakalanırsa yakalansın sana ne?” demiş. Deli: “Ben sıtma hastalığına tutuldum ama sen benden daha beter hastalığa yakalanmışsın. Kendinden başkasını düşünmeyen çıkarcılık hastalığına… Bu çıkarcılık hastalığı senin başına çok işler açar. Çıkar uğruna çıkarcının herkese kötülüğün dokunabilir. Sen kendinden bile kork. Bu çıkarcılık hastalığı öyle bir illettir ki, çıkar hastalığına yakalanan ne hak tanır, ne hukuk. Ne sevgi bilir ne de saygı. İnsanın kötülüğü dilini yalana, kursağını harama alıştırmasıyla başlar. İnsanın geleceği adına en büyük tehlike çıkarı uğruna dilini yalana, kursağını harama alıştırmasıdır. Sözü yalan, işi haram olmayan kimden niye korksun ki?” demiş.
Akılı avcı bakmış ki, sıtmalı deliyle başa çıkamayacak. Çareyi oradan uzaklaşmakta görmüş. Deli: “Kaçma, kaçma! Benden kaçarsın ama dediğim kötülükleri yaparsan Allah’ın adaletinden kaçamazsın. Allah’ın adaletini unutma. Azrail’in gelip boynuna ölüm düğümünü attığında her şey çok geç olmuş olur. Ondan kaçışa çaren yok! Benim deli aklım bu kadarına erer. Daha ötesini sen düşün.” demiş. Akıllı avcı: “Ava devam!” demiş. Yolu üzerindeki bir çam ağacının altına oturmuş önlerinde türlü yiyecekler olan iki deli daha görmüş. Akıllı avcı: İki delinin vaziyetlerine bakıp kendi, kendine: “Bu iki deli bu kadar yiyeceği nereden buldular acaba.” derken, iki deli akıllı avcıya: “Canın çekti ise sana da veririz. Yalnız bir şartla.” demişler. Çeşitli yiyecekleri gören akıllı avcının iştahı kabarmış hırsla: “Şartınız nedir* demiş. Bizim köpeğimiz olursan, bu yiyeceklerden sende yersin.” demişler.
İki delinin önündeki zengin sofraya aç gözlülük eden akıl avcı: “Köpeğiniz olurum. Fakat vazifem ne olacak.” deyince, biz az sonra kalkacağız. Peşimizden geleceksin. Yol boyu biz havla dediğimizde havlayacaksın, sus dediğimizde susacaksın.” demişler. Akıl avcı, iki delinin teklifini kabul etmiş. Peşlerine düşmüş. Deliler yiyeceklerden verdikçe adam köpek gibi havlamış. Epeyce yolculuktan sonra iki deli akıllı avcının köpek gibi havlamasından bıkmışlar ve: “Hadi, başka kapıya birazda orada havla.” demişler. Akıl avcı, delilere: “Akıbetim bu mu olacaktı?” deyince deliler: “Akıllı geçinenlerden değil, akıllı olanlardan ol. Canın ne çekerse çeksin, insanlık onurunu hiçbir dünya menfaatine değişme. İnsan olmanın onur ve pahasını bil. İnsani değerlere sahip çık. Helallerden ayrılma, haramlara yaklaşma. Alının terini, elinin emeğini, aklının ürününü ye. Bu minvalde yaşarsan kimseye minnetin olmaz! Ömrünün pahası artar.” demişler.
Temsili de olsa önemli olan insanın hikâyeden çıkaracağı derslerdir. İnsanın gönlü toprak gibidir. Toprağın yağmura doymadığı gibi gönül bir türlü doymak bilmez. Tevekkeli, açgözlüye: “Gözünü toprak doyursun!” diye, boşuna dememişler. İnsan isteklerini başkasını aldatmadan, hak gaspı yapmadan elde edebiliyorsa ne mutlu! Yalan söylemeyen hiç kimseyi aldatmaz. Başkalarını ancak yalancılar aldatır. Harama tevessül etmeyen hak gaspı yapmaz. Hak gaspını ancak haramzadeler yapar. Ne mutlu! İnsanca vicdani duygularıyla hakkaniyetli yaşayanlara…
Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!