Maderinizim denilen bilgi çağı böyle mi olmalı? İnsaf kurumuş. Vicdan çökmüş. Kimin gücü kime yeterse vuruyor. İnsanın geleceğe ümitle, güvenle, huzurla bakması gerekirken onu dipten doruğa gelecek korkusu sarmış. Başarı insan öldürmek te değil insanı yaşatmak olmalı. İnsan istikrarından, istikbalinden, istiklalinden korkar olmuş. Yaşam kavga, kargaşa, hile, tuzak şeklinde mi yoksa hoşgörü ilişkilerinin kemale ergin vaziyetinde mi olmalı? İnsan hile, kin, intikam yerine hoşgörülü, barışçıl olmalı. İnsan iki şeyden korkmalı. Birincisi Allah’ın yasakladığı haramlara bulaşmaktan… İkincisi devletin yasakladığı kanunsuz ilişkilerle uğraşmaktan korkmalı. Allah’ın insan için belirlediği hudutlar ile devletin vatandaşına tanıdığı haklara riayet sınırları belli… Ne yazık ki, şer odakları masum insanları yanıltmakta ve illegal ilişkilere çekmekte... Aldatma ve zorlamalara boşlukta bocalayan tipler daha çabuk kaymakta…

Günümüz insanı teknolojiden, kimyadan, fizik kanunlarından, biyolojiden korkuyor. İnsanı korkutan teknoloji, kimya veya sair bilimler değil bu gelişimlerin şer odakları elinde öldürücü güç hâline dönüşmesi… Çocuk, babasına: “Babacığım kimya nedir, Onsuz dünya olur mu?” diye sormuş. Babası oğluna: “Cihan üstadı Eflatun altın iksirini ararken bakırdan altın yapmaya emek vermiş. Yumurta kabuğundan baştaki saçın iksirini bulmuş. Kimyasalla altın yapmayı başarmış. Altın yapmayı başarınca altınla toprak aynı değerde görür olmuş. Eflatun, kendine: “Günlerce uyumadan uğraşarak yumurta kabuğu ile baş saçından kimyayı buldun ama yaratılışınla alakalı kimyayı bulmadıkça bunun sana faydası nedir?” demiş. O, yıllarca kimya ile uğraşmış fakat kimse sırrına erememiş.

Eflatun kışları tüm bedenine bulduğu ilaçtan sürermiş. Sürdüğü bu ilacın tesiriyle vücudunda keçi kılları gibi kıllar çıkarmış. Bu kıllar sayesinde kışın soğuğundan kendini korurmuş. Bu ilacın zıddı bir ilacı daha varmış onu da yazları bedenine sürermiş. Kışın vücudunda çıkan kılların dökülmesiyle yazın fala sıcağının etkisinden kurtulurmuş. Eflatun dağlar arası bir mağarada hayatını idame ettirirken günün birinde kral İskender ile avanesinden Aristetalis yanına gelmişler. İskender ile Aristetalis’e akıllı Eflatun hiçbir şey söylemeden uzunca süre oturmuşlar. İskender durmuş, duramamış Eflatun’a: “Be adam konuş sana. Biz, buraya seni dinlemeye geldik.” deyince, Eflatun: “Ne kadar, söz söyledikse sonu sükût oldu. Her şeyin sonu sükûttur. Sukutu tercih edersen senin için iyi olur.” deyivermiş.

İskender, Eflatun’a: “Canın yemek istiyorsa hemen getirteyim. Benim gücüm üstündür.” demiş. Eflatun: “Ey krallar kralı. Bırak, böyle kalayım. Bedenimi abdesthane haline çevirmek istemem. Karın pislik torbasına dönünce bilgiye yer az kalır.” demiş. İskender, Eflatun’a: “Ey âlemin âlimi, biraz uyu da dinlen.” deyince, Eflatun: “Gelecekte uyumak için o kadar çok zaman var ki… Uyku halinin ne kadar, nasıl süreceğini bilemem. Bildiğim en doğru şey uyanık olmam gereken zaman şu anki zaman.” demiş. Gelecek korkusunu yenmek için şimdiki zamanı doğru değerlendirmek lazım. Günümüz insanını kaygı sarmış. Bu kaygıdan kurtulmak için ilimsiz, irfansız çırpındıkça daha da çıkmaza düşmekte. Akıl deryalar, fezalar gibi uçsuz bucaksız bir âlem… İnsaftan, vicdandan mahrum bilim insana korku salmaktan, başka neye yarıyor?

İnsanlığın kimisi uyuşturucu, kimisi kumar, kimisi dolandırıcılık batağına saplanmış. Bunların çoğu da hallerinden memnun gibi… Ne hazin ki bataklıkların cazibesi her geçen gün daha da artmakta… Yazık oluyor insana, gençliğe… Suçu sadece okula, öğretmene, devlete yüklemek haksızlık olur. Aileyi, sosyal çevreyi sorumsuz kabul etmek mümkün mü? İnsanı, gençleri bataklıktan kurtarmanın en etkin sorumluluk yolu aile ve sosyal çevrede… Ailelerin ilk sorumluluğu ciğer pare yavrularını ilim, bilim yuvası mercilerle buluşturmak. Onları insaflı, vicdanlı, ilimle, irfanla zenginleştirmekten başka çıkar yol yok! Ne hazin ki ilimden, bilimden mahrum insanların şer odaklarınca bataklığa itilmesi kaçınılmaz son! Şer güçler hiçbir zaman halkın ilim, irfan sahibi kişilikli kişilerden olmasını istemez! İnsan aklının, insafının, vicdanının sağduyu sesini dinlemeli. En sıkıntılı insan aklı, insafı, vicdanı dinlemeyen insandır.

Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!