Hangarlardan çıkan Türk bayraklı gövdeler, kınından bir anda çıkan ata kılıcı gibi aniden beliren silahlar, namlulardan çıkan mühimmatlar, pist başındaki jetler, yeri titreten palet sesleri, göğü inleten motor sesleri, baş döndüren pervaneler, Allah’ın Basîr sıfatına sığınmış, Sübhan olan Rabb’in yeryüzündeki gözlemcilerinden Türk radarları, yazılımları, ihtişamlı gökyüzünün ülke üstündeki Çelik Kubbe'si…
Yerli ve milli gücün sembolleri, savunma sanayimiz…
Övün Türk! Övünmek vakti bu an. Merhum Necip Fazıl’ın dediği gibi artık dövünerek değil; “Kehkeşanlara kaçmış eski güneşleri anarak”, şanlı maziden günümüze tutulan aynalardaki dev… Türk Savunma Sanayii…
Sınamak, ölçmek ve doğrulamak; modern harp teknolojilerinin en önemli unsurlarındandır.
Üretilen her ne varsa maksimum hassasiyette ölçülmesi, denenmesi gerekmektedir. Bunları kendi bünyesinde barındıran, ölçen, test eden, olur veren Milli Savunma Bakanlığı bünyesindeki Hava ve Uzay Gücü Geliştirme Merkezi Komutanlığına (HUGEM) bağlı 403’üncü Test Filo Komutanlığı, F-16 ile ilk uçuşunu başarı ile tamamladı.
403’üncü Filo’nun kanatlarının altına takılan o özel aparatlar, podlar ve gövdesine işlenen sensörler ne anlatıyor?
Gökyüzüne havalanan F-16, bilinen anlamda muharip bir avcı uçağı değil; o aslında Türkiye’nin Uçan Laboratuvarı.
Dünyanın önde gelen hava güçlerine bakın; yeni geliştirilen bir radar, milli bir füze ya da bir görev bilgisayarı doğrudan cephedeki filoya teslim edilmez. Önce bağımsız, test mühendisliğinin konusu hakkında muazzam bilgiye sahip pilotların görev yaptığı "Test ve Değerlendirme Filoları"nın elinden geçer. Uçak, sınırların ötesine taşınır; aşırı yerçekimi kuvvetinde, dondurucu irtifalarda ve en zorlu elektronik harp şartlarında o parçanın milisaniyelik tepkileri kayıt altına alınır.
Bugüne kadar sanayimizin (TUSAŞ, ASELSAN, TÜBİTAK SAGE) kendi imkânlarıyla yürüttüğü bu uçuş test ve sertifikasyon süreci, artık doğrudan Türk Hava Kuvvetleri’nin kendi bünyesinde, HUGEM çatısı altında kurumsallaşıyor. Bu sertifikasyondan daha önceki yazılarımda bahsetmiştim. Uçağın üzerine yerleştirilen podlar ve hassas uçuş enstrümantasyonu aparatları, yerli mühendisliğin gökyüzündeki sınav kâğıdını anbean okuyan dijital gözler vazifesi görüyor.
Yarın F-16 ÖZGÜR projesinin milli aviyonikleri, kanat altında yer bulacak MURAD AESA radarı, GÖKTUĞ hava-hava füzeleri ve hatta KAAN’ın harekât yazılımları önce bu uçan laboratuvarın süzgecinden geçecek. Uçuş emniyetinin, vuruş hassasiyetinin ve milli sertifikasyonun mührü burada basılacak.
Kendi uçağını tasarlayan bir ülke, o uçağın ve üzerindeki sistemlerin sağlamlığını ölçecek bağımsız askerî akla ve tecrübeye de sahip olmak zorundadır. Mürted semalarında gerçekleşen bu ilk sorti, Türk Hava Kuvvetleri’nin teknolojiyi yalnızca "kullanan" değil; onu gökyüzünde ilmek ilmek işleyen, geliştiren ve denetleyen küresel bir güce dönüştüğünün en somut kanıtıdır.
Milletin alın teriyle üretilen yerli kanatlar, artık gökyüzünün en titiz laboratuvarına emanet.
Artık gökyüzünde her neyimiz varsa kendi aklımızla, kendi enerjimizle, kendi gözlerimizle, kendi nefesimizle var olma yolunda kanat çırpıyor.
Hür bahtımız açık olsun inşallah