Bir şehrin kalkınmasını sadece merkezde yapılan yatırımlarla ölçmek doğru değil. Asıl güçlü ve sürdürülebilir kalkınma, şehrin bütün ilçelerine yayılan, kırsaldaki üreticiyi destekleyen ve yerel imkânları ekonomiye kazandıran projelerle mümkün oluyor.

Eskişehir de bu anlamda önemli bir potansiyele sahip. Özellikle ilçelerimizde hayata geçirilen tarım ve kırsal kalkınma projeleri, sadece o ilçenin değil, bütün şehrin geleceğine katkı sunuyor. Üstelik bunun ülke ekonomisine de doğrudan yansıyan bir tarafı var.

Son dönemde bunun iki güzel örneğini Seyitgazi ve Beylikova’da görüyoruz. Seyitgazi’de Büyükşehir Belediyesi ile Seyitgazi Belediyesi iş birliğinde hayata geçirilen Çiftçi Destekleme ve Eğitim Merkezi, yani ÇİDEM, kırsal kalkınma açısından gerçekten önemli bir proje. 2026 Eskişehir Yılı vizyon projeleri kapsamında hazırlanan merkez, yalnızca bugünün üreticisine değil, geleceğin üreticisine de yatırım yapıyor.

Çünkü tarımda artık sadece üretmek yetmiyor. Doğru üretmek, verimliliği artırmak, teknolojiden yararlanmak, katma değer oluşturmak ve sahip olduğumuz tarımsal bilgiyi gelecek nesillere aktarabilmek gerekiyor.

ÇİDEM’in çocuklara, gençlere ve üreticilere yönelik uygulamalı eğitimler planlaması bu nedenle oldukça kıymetli. Tarımsal bilginin nesilden nesile aktarılması, kırsalın geleceği açısından belki de merkezin en önemli katkılarından biri olacak.

Üstelik burada iş sadece eğitimle de sınırlı değil. Distilasyon ünitesinin tamamlanması, gıda kurutma ünitesinin hazırlanması, tıbbi ve aromatik bitkilerin yaygınlaştırılması gibi çalışmalar, tarımsal üretimin katma değerini artırabilecek önemli adımlar. Yani tarlada başlayan üretimin, işlenerek daha değerli bir ürüne dönüşmesi hedefleniyor.

Beylikova’da ise farklı ama bir o kadar anlamlı bir örnek var. Belediyenin kendi arazilerinde gerçekleştirdiği üretim sonucunda bu yıl 569 ton buğday elde edilmiş. Üstelik yapılan analizlerde buğdayın birinci sınıf ekmeklik kırmızı buğday olduğu belirlenmiş. Burada benim dikkatimi çeken asıl nokta ise belediyenin üretimden elde ettiği değeri yine vatandaşla paylaşması.

Buğdayın bir bölümü TMO’ya teslim edilirken, bir bölümü Mihalıççık’taki geleneksel taş değirmende una dönüştürülmüş. Ardından hazırlanan 700 çuval un, belediye personeline ve ihtiyaç sahibi vatandaşlara ulaştırılmış.

İşte kırsal kalkınma dediğimiz şey biraz da bu. Elimizdeki araziyi boş bırakmamak, üretmek, elde edilen ürüne değer katmak ve ortaya çıkan katma değeri yeniden topluma kazandırmak... Belediyecilik anlayışının yalnızca yol, park ve altyapı hizmetlerinden ibaret olmadığını gösteren bu tür uygulamalar, özellikle kırsal ilçelerimiz için büyük önem taşıyor.

Çünkü ilçelerimizin kendine özgü imkânları var. Bir yerde tarım, başka bir yerde hayvancılık, başka bir yerde tıbbi ve aromatik bitkiler, başka bir yerde turizm öne çıkabiliyor. Önemli olan bu potansiyeli görmek ve doğru projelerle ekonomiye kazandırmak.

Seyitgazi’de ÇİDEM, Beylikova’da belediye arazilerindeki tarımsal üretim bunun iki farklı örneği. Bence Eskişehir’in önümüzdeki dönemde bu anlayışı daha da güçlendirmesi gerekiyor. Merkez ile ilçeler arasında kurulacak güçlü iş birlikleri, belediyelerin kendi kaynaklarını üretime yönlendirmesi ve çiftçiye yalnızca maddi değil, bilgi ve teknoloji anlamında da destek verilmesi kırsal kalkınmayı hızlandıracaktır.

Çünkü kırsal kalkınma sadece çiftçinin gelirinin artması anlamına gelmiyor. Üretimin artması, gençlerin kırsalda kalabilmesi, tarımsal bilginin korunması, yerel ekonominin güçlenmesi ve şehrin kendi kendine yetebilme kapasitesinin yükselmesi anlamına geliyor.

Bugün bir ilçede atılan küçük bir adım, yarın bütün Eskişehir’e değer olarak dönebilir. Hatta bunun sınırları Eskişehir’le de sınırlı değil. Daha çok üreten, ürettiğini daha iyi değerlendiren, kırsalını güçlendiren her şehir, Türkiye’nin tarımsal üretimine ve ekonomisine katkı sunuyor.

Bu nedenle ilçelerimizdeki başarılı projelere sadece “ilçe hizmeti” olarak bakmamak gerekiyor. Bunlar aynı zamanda Eskişehir’in ve Türkiye’nin geleceğine yapılan yatırımlar. Yeter ki üreticimizin önünü açalım, ilçelerimizin potansiyeline güvenelim ve yerel yönetimler arasındaki iş birliklerini daha da güçlendirelim. Çünkü kalkınmanın yolu sadece şehir merkezlerinden değil, tarladan, köyden ve ilçelerden de geçiyor.