Geçtiğimiz günlerde Tepebaşı Belediyesi’nin Avrupa Hareketlilik Haftası kapsamında düzenlediği “Bisiklete İlk Adım Atölyesi”nin fotoğraflarına baktım. Açıkçası gördüğüm manzara hoşuma gitti. Çocukların yanı sıra çok sayıda yetişkinin de bisiklete binmeyi öğrenmeye çalıştığını görmek, bu çalışmanın aslında ne kadar önemli olduğunu bir kez daha gösteriyordu. Özellikle yetişkin kadınların bisikletin üzerine oturup ilk pedallarını çevirmeye çalışırken yaşadığı heyecan fotoğraflara da yansımıştı.

Bu görüntüler bana yıllar önce yaşadığım bir anıyı hatırlattı. Teyzem bisiklete binmeyi bilmiyordu. Bundan 20 yıl önce olabilir, belki daha fazla zaman geçmiştir. Yazlığın arkasında bir kum saha vardı. Kimsenin pek uğramadığı, gözlerden uzak bir yerdi. Biz de teyzeme orada bisiklete binmeyi öğretmeye çalışıyorduk. Aslında bugün düşündüğümde işin en ilginç tarafının bisiklete binmeyi öğretmekten çok, bunu kimse görmeden yapmaya çalışmamız olduğunu fark ediyorum.

Çünkü düşerse, dengesini sağlayamazsa ya da beceremezse utanmasın istiyorduk. Birilerinin görüp gülmesinden veya “Bu yaştan sonra bisiklet mi öğrenilir?” demesinden çekiniyorduk. O zaman bunu çok fazla sorgulamamıştık. Ama bugün baktığımda, aslında birçok insanın neden bisiklete binmeyi öğrenemediğini de biraz anlayabiliyorum. İnsan bazen bir şeyi gerçekten istiyor ama fırsat bulamıyor. Fırsat bulduğunda ise bu kez yaşından, çevresinden ya da yapamayacağından çekiniyor.

Özellikle belli bir yaştan sonra böyle şeylere yeniden başlamak kolay değil. Çocukken düşmekten korkmuyorsunuz. Bisikletin üzerinden düşüyorsunuz, kalkıyorsunuz ve yeniden deniyorsunuz. Ama yaş ilerledikçe insanın kafasında başka şeyler oluşuyor. “Ya yapamazsam?” düşüncesi daha fazla yer kaplıyor. Hele bir de çevrenizde sizi izleyen insanlar varsa, o ilk adımı atmak daha da zorlaşıyor.

Bu nedenle Tepebaşı Belediyesi’nin “Bisiklete İlk Adım Atölyesi”ni önemli buluyorum. Çünkü burada insanlara sadece bisiklet kullanmayı öğretmekten daha fazlası yapılıyor. Belki yıllardır bisiklete binmek isteyen ama bir türlü fırsat bulamayan insanlara, bunu denemeleri için güvenli bir ortam sağlanıyor. Kimsenin kimseyle yarışmadığı, düşmenin ya da dengeyi sağlayamamanın utanılacak bir şey olmadığı bir ortam oluşturuluyor.

Yaklaşık 50 kişinin katıldığı atölyede çocuklar ve yetişkinler bir arada bisiklet kullanmayı öğreniyor. Uzman eğitmenler eşliğinde denge kurmayı, fren kullanmayı, bisiklete doğru şekilde hâkim olmayı ve güvenli sürüşün temel kurallarını öğreniyorlar. Bence burada en güzel noktalardan biri de farklı yaş gruplarının aynı yerde buluşması. Bir çocuk için belki çok doğal olan bisiklete binmek, bir yetişkin için yıllardır aşamadığı bir engel olabilir. Ama aynı alanda buluştuklarında ikisi de aynı şeyi yapıyor: İlk pedalı çevirmeye çalışıyor.

Zaten bisikletin güzelliği de biraz burada. Sadece bir ulaşım aracı değil. İnsan sağlığı açısından önemli, çevre açısından önemli ve kent yaşamında insanın hareket özgürlüğünü artıran bir araç. Bisiklete binen insan, kısa mesafelerde otomobile ihtiyaç duymadan hareket edebiliyor. Şehrin içinde daha aktif oluyor, daha fazla hareket ediyor ve yaşadığı kentle farklı bir ilişki kuruyor.

Ama bütün bunlardan önce bisiklete binmeyi bilmek gerekiyor. Bunun için de insanlara fırsat vermek gerekiyor. Herkesin çocukluğunda bisikleti olmayabilir. Herkesin bisiklete binmeyi öğretecek bir yakını olmayabilir. Hatta bazı insanların bisiklete binmek için hayatında hiç uygun bir ortamı olmamış olabilir. Bu nedenle “Bisiklete İlk Adım” gibi çalışmaların, sürdürülebilir ulaşım konusunda yapılan sıradan bir etkinlikten daha anlamlı olduğunu düşünüyorum.

Çünkü bazen büyük değişimler çok küçük bir adımla başlıyor. Bir insanın bisikletin üzerine oturması, dengesini bulması ve ilk pedalını çevirmesi de böyle bir başlangıç olabilir. Belki o kişi yıllardır bisiklete binmek istiyordu ama bir türlü cesaret edemiyordu. Şimdi ise karşısında kendisine yardımcı olan insanlar var ve artık “Ben de bisiklete binebilirim” diyebiliyor.

Yıllar önce teyzeme yazlığın arkasındaki kum sahada kimse görmeden bisiklete binmeyi öğretmeye çalışırken, bunun neden böyle olduğunu çok düşünmemiştik. Bugün o anıyı hatırlayınca, aslında insanların bazı şeyleri öğrenmek için sadece hevesinin değil, kendisini rahat hissedeceği bir ortamın da olması gerektiğini daha iyi anlıyorum.

Bu nedenle bisiklete binmeyi öğrenmenin bir yaşı olmadığını düşünüyorum. Çocukken öğrenebilirsiniz, 30 yaşında öğrenebilirsiniz, 50 yaşında hatta daha ileri bir yaşta da öğrenebilirsiniz. Önemli olan insanın içinde o hevesin olması ve o ilk adımı atabilmesi.

Tepebaşı Belediyesi’nin yaptığı bu çalışmayı değerli kılan da bence tam olarak bu. İnsanlara “Bisiklete binmek için artık çok geç” demek yerine, “Hadi, ilk adımı birlikte atalım” diyor.

Ve bazen insanın hayatında gerçekten ihtiyacı olan şey, tam da böyle bir davet oluyor.