Üniversite yıllarında kurduğumuz hayaller ile mezuniyet sonrasında karşılaştığımız gerçekler her zaman aynı olmuyor. Hatta bugün açıklanan veriler, bu makasın ne kadar açıldığını gözler önüne seriyor.
TÜİK’in 2025 yılı Yükseköğretim İstihdam Göstergeleri’ne göre ücretli çalışan lisans mezunlarının yüzde 43,3’ü, öğrenim gördüğü alanın dışında kalan bir meslek grubunda çalışıyor. Ön lisans mezunlarında ise bu oran yüzde 49,2’ye çıkıyor. Rakamlar gerçekten düşündürücü.
İnsan yıllarını bir mesleği öğrenmek, o alanda kendisini geliştirmek ve mezun olduğunda sevdiği işi yapmak için geçiriyor. Ancak diploma eline geçtiğinde bambaşka bir alanda çalışmak zorunda kalabiliyor. Elbette bunda kişisel tercihler, sektörlerin değişimi ve yeni mesleklerin ortaya çıkması gibi pek çok etken var. Fakat özellikle bazı meslek gruplarında tablo çok daha çarpıcı.
Gazetecilik de bunların başında geliyor. TÜİK verilerine göre sosyal bilimler, gazetecilik ve enformasyon alanında diploma-kariyer uyumu yalnızca yüzde 7,8. Yani bu alanda eğitim alanların çok büyük bir bölümü, eğitim gördüğü alanın dışında çalışıyor.
Bir gazeteci olarak bu oranı görünce üzülmemek mümkün değil. Çünkü gazetecilik yalnızca bir bölüm okuyup diploma sahibi olmakla yapılabilecek bir meslek değil. Haber takibi, araştırma, doğru bilgiye ulaşma, yazma, editörlük, kamera, kurgu, dijital medya ve iletişim gibi pek çok farklı beceriyi aynı anda gerektiren bir alan. Bu mesleğe gönül veren gençler, üniversite sıralarında büyük hayaller kuruyor. Ancak mezuniyet sonrasında karşılarına çıkan çalışma şartları, ekonomik koşullar ve sektördeki belirsizlikler birçok genç meslektaşımızı farklı iş kollarına yönelmek zorunda bırakıyor.
Basın İlan Kurumu’nun mevzuat kapsamında getirdiği kadro şartları, gazetecilik eğitimi alanların mesleklerini yapabilmeleri açısından elbette önemli. Ancak yalnızca kadro şartının bulunması, gençlerin sektörde kalabilmesi için yeterli değil. Asıl mesele, genç gazetecinin bu mesleği sürdürebileceği şartları oluşturabilmek.
Bir başka önemli konu da üniversite eğitimi sırasında meslekle gerçek anlamda tanışmak. Şirketlerin ve kurumların staj programlarını yalnızca birkaç haftalık zorunlu uygulamalar olmaktan çıkarması gerekiyor. Öğrencinin gerçek projelerde görev aldığı, ekip çalışmasını gördüğü, sorumluluk üstlendiği ve yaptığı işle ilgili geri bildirim alabildiği stajlar, gençlerin mesleklerini daha yakından tanımasına büyük katkı sağlayacaktır.
Çünkü üniversitede anlatılanla sahada yaşanan aynı şey olmayabiliyor. Bir öğrenci, mezun olmadan önce mesleğinin gerçek şartlarını ne kadar iyi görürse geleceğiyle ilgili kararını da o kadar sağlıklı verebilir. Şirketler de genç yetenekleri daha öğrencilik yıllarında tanıyarak hem onların gelişimine katkı sağlayabilir hem de gelecekte ihtiyaç duyacağı insan kaynağını daha erken oluşturabilir.
Gazetecilik açısından baktığımızda ise bu konu çok daha özel bir önem taşıyor. Bugün yapay zekâdan sosyal medyaya, dijital yayıncılıktan veri gazeteciliğine kadar mesleğimiz büyük bir dönüşümden geçiyor. Gazetecilik eğitimi alan gençlerin yalnızca haber yazmayı değil, değişen medya düzenini de öğrenmesi gerekiyor. Ancak bunun yanında sektörde kalabilmeleri, emeklerinin karşılığını alabilmeleri ve mesleklerini sürdürebilecekleri çalışma ortamlarına sahip olmaları da şart.
Yüzde 7,8'lik diploma-kariyer uyumu oranı, aslında yalnızca gazetecilik mezunlarının değil, gazeteciliğin geleceği açısından da üzerinde düşünmemiz gereken bir tabloyu ortaya koyuyor. Bir ülkede gençler eğitimini aldıkları mesleklerden uzaklaşıyorsa burada yalnızca gençlerin tercihlerini sorgulamak doğru olmaz. Sektörlerin de kendisine bakması gerekiyor.
Çünkü gençler başka işlere yöneliyorsa, bazen mesele onların gazeteciliği yeterince sevmemesi değil; gazeteciliğin onların hayatını sürdürebilecekleri bir meslek olmaktan uzaklaşmasıdır. Biz gençlerimize “Bu mesleği seç” demeden önce, seçtikleri mesleği yapabilecekleri bir gelecek de sunabilmeliyiz.
Diploma ile meslek arasındaki bağın güçlenmesi, yalnızca gençlerin değil, sektörlerin ve ülkemizin geleceği açısından da büyük önem taşıyor.
Özellikle gazetecilikte yüzde 7,8 gibi son derece düşük bir oranla karşı karşıyaysak, artık bu rakamı sadece istatistik olarak değil, genç meslektaşlarımızın yaşadığı bir sorun olarak görmemiz gerekiyor.