Türkiye’nin eğitim alanında son yıllarda ortaya koyduğu tabloya baktığımızda, görmezden gelinemeyecek önemli başarılar olduğunu söylemek gerekiyor. OECD’nin “Bir Bakışta Eğitim 2026” raporu da bunu ortaya koyuyor. Öğretmen ihtiyacının karşılanmasından ortaöğretimin zamanında tamamlanmasına, eğitim yatırımlarından okul öncesi eğitime erişime kadar birçok başlıkta Türkiye, OECD ortalamasının üzerinde bir performans sergiliyor.

Özellikle öğretmen meselesi önemli. OECD ülkelerinin önemli bir bölümünde öğretmen açığı ve öğretmenlik mesleğinin cazibesi tartışılırken Türkiye’nin ilköğretim ve ortaöğretimde öğretmen ihtiyacını tamamen karşılayan iki ülkeden biri olması dikkat çekiyor. Üstelik Türkiye’de 35 yaşın altındaki öğretmenlerin oranı yüzde 32 seviyesinde. OECD ortalamasının yüzde 22 olduğu düşünüldüğünde, genç ve dinamik bir öğretmen kadrosuna sahip olduğumuz görülüyor.

Ortaöğretimin zamanında tamamlanması konusunda da Türkiye’nin ortaya koyduğu rakamlar oldukça dikkat çekici. Türkiye’de öğrencilerin yüzde 92’si ortaöğretimi öngörülen dört yıllık sürede tamamlıyor. OECD ortalamasının yüzde 75 olduğu düşünüldüğünde, burada da önemli bir fark ortaya çıkıyor. Eğitim yatırımlarının ve öğrenme ortamlarının iyileştirilmesi konusunda atılan adımlar da bu tabloya ekleniyor.

PISA sonuçları da Türkiye açısından üzerinde durulması gereken başka bir başlık. 2025 sonuçlarında Türkiye’nin fen bilimleri, okuma becerileri ve matematik alanlarının üçünde de puanını artırması önemli. Özellikle son yıllarda dünyada ve OECD genelinde eğitim performanslarında düşüş yaşanırken Türkiye’nin üç alanda da puanlarını yükseltmesi elbette değerli bir gelişme.

Bütün bunları söylerken şunu da açıkça ifade etmek gerekiyor: Eğitimde başarı elde ettiğimiz bazı göstergelerin olması, sistemin bütün sorunlarını çözdüğümüz anlamına gelmiyor. Çünkü eğitim yalnızca sınav sonuçlarından, OECD ortalamalarından ya da sıralamalardan ibaret değil. Bir çocuğun sabah evinden çıkıp okuluna güven içerisinde ulaşması, okulda kendisini güvende hissetmesi, sağlıklı beslenmesi ve eğitim gördüğü ortamın ihtiyaçlarını karşılaması da eğitimin ayrılmaz bir parçası.

Bugün okullarımızdaki güvenlik meselesini daha fazla konuşmamız gerekiyor. Çocuklarımızın günün önemli bir bölümünü geçirdiği okullarda güvenlik konusunda hiçbir boşluk bırakılmamalı. Okul giriş çıkışlarının kontrolünden okul çevresindeki güvenliğe, yeterli güvenlik personelinden acil durumlara kadar her başlık titizlikle ele alınmalı. Bir velinin çocuğunu okula gönderirken aklında “Acaba okulda güvende mi?” sorusu olmamalı.

Bir diğer önemli konu ise çocukların beslenmesi. Ekonomik şartların aileden aileye değiştiği bir dönemde, bazı çocukların okula aç geldiği gerçeğini de eğitim tartışmalarının dışında bırakamayız. Aç bir çocuğun derse odaklanmasını, öğrenmesini ve arkadaşlarıyla aynı şartlarda eğitim görmesini beklemek kolay değil.

Bu nedenle okullarda çocuklara en az bir öğün ücretsiz yemek verilmesi artık daha fazla konuşmamız gereken bir konu. Bunun sadece sosyal yardım olarak görülmemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu aynı zamanda eğitimde fırsat eşitliği meselesidir. Bir çocuğun ailesinin ekonomik durumu, onun okulda sağlıklı bir öğüne ulaşıp ulaşamayacağını belirlememeli.

Türkiye eğitimde önemli mesafeler aldı. Öğretmen sayısında, eğitim yatırımlarında, okul öncesi eğitimde, ortaöğretimin tamamlanmasında ve uluslararası ölçümlerde ortaya çıkan sonuçlar bunun göstergesi. Bu başarıların hakkını vermek gerekiyor. Öğretmenlerimizin ve eğitim camiamızın ortaya koyduğu emeği de ayrıca görmek gerekiyor.

Fakat daha iyisini yapmak istiyorsak, sorunları da konuşmaktan çekinmemeliyiz. Okulların güvenliği, çocukların beslenmesi, fiziki şartların iyileştirilmesi ve eğitimde fırsat eşitliğinin güçlendirilmesi gibi başlıklar önümüzde duruyor.

Sonuçta eğitim, bir ülkenin geleceğine yapılan en önemli yatırım. Bugün sınıfta oturan çocuklarımız yarının mühendisleri, öğretmenleri, doktorları, gazetecileri, sanayicileri ve yöneticileri olacak. Onlara yalnızca iyi bir müfredat değil, güvenli ve sağlıklı bir eğitim ortamı da bırakmak zorundayız.

Türkiye’nin eğitimde elde ettiği başarıları konuşalım, bunlarla gurur duyalım. Ama eksikleri de aynı açıklıkla dile getirelim. Çünkü asıl mesele OECD ortalamasını geçmekten çok daha büyük. Asıl mesele, hangi şehirde, hangi okulda, hangi ekonomik şartlarda yaşarsa yaşasın her çocuğun iyi bir eğitim alma ve geleceğe güvenle bakma imkanına sahip olması.