Türk havacılığı açısından önemli bir gün geride kaldı. HÜRKUŞ-II’nin ilk iki uçağı Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edildi. Üstelik artık HÜRKUŞ için sadece bir eğitim uçağından söz etmiyoruz. Temel eğitim kabiliyetinin yanında farklı görevleri de yerine getirebilen, yaklaşık yüzde 80 yerlilik oranına ulaşmış, kendi test ve sertifikasyon süreçlerini gerçekleştirebilen bir uçaktan bahsediyoruz.
Bence HÜRKUŞ’un hikâyesindeki en önemli ayrıntılardan biri de burada. Çünkü bir uçağı üretmek başka, o uçağı tasarlamak, geliştirmek, test etmek, sertifikalandırmak ve daha sonra seri üretime geçirmek bambaşka bir süreç. HÜRKUŞ projesinde yaklaşık 23 bin saatlik test faaliyetinden söz ediliyor. 9 Eylül’de de uluslararası standartlarda askeri tip sertifikasyon alınmış. Yani Türkiye açısından ciddi bir mühendislik ve üretim tecrübesi oluşmuş durumda.
Üstelik önümüzdeki süreçte HÜRKUŞ sayısı da artacak. Başlangıçta 15 olarak planlanan tedarik programı 40 ilave uçakla birlikte 55 uçağa çıkarılmış durumda. 2027 yılında Türk Hava Kuvvetlerinde HÜRKUŞ filolarının görülmesi, 2028 yılı sonuna kadar da 55 uçağın tamamının envantere kazandırılması planlanıyor.
Bir de işin ihracat tarafı var. Temel eğitim uçağı pazarında yüzlerce uçaklık bir ihtiyaç bulunduğu belirtiliyor. Dünyanın farklı ülkelerinden HÜRKUŞ’a ilgi olduğu ifade ediliyor. Dolayısıyla önümüzdeki yıllarda sadece Türk Hava Kuvvetlerinin ihtiyacını karşılayan değil, farklı ülkelere de ihraç edilen bir uçaktan söz etmemiz mümkün.
Burada Eskişehir açısından önemli bir soru ortaya çıkıyor. HÜRKUŞ’un kanatları Eskişehir’e ne kadar uzanacak?
Çünkü Eskişehir’in havacılık konusunda Türkiye’deki yeri zaten tartışılacak bir konu değil. Kentin havacılık geçmişi 1926 yılında 1. Hava İkmal Bakım Merkezi’nin kurulmasına kadar uzanıyor. Bugün ise TEI, Alp Havacılık, Savronik, Coşkunöz Havacılık ve daha pek çok firma bu ekosistemin içerisinde yer alıyor. Eskişehir Havacılık Kümelenmesi de yıllardır bu yapının geliştirilmesi için çalışmalar yürütüyor.
Üstelik mesele sadece geçmişten gelen bir tecrübe de değil. TEI’nin Eskişehir’de uçak ve helikopter motorları konusunda yürüttüğü çalışmalar, Alp Havacılık’ın uçak ve motor parçalarındaki üretimi, Savronik’in savunma elektroniğindeki birikimi Eskişehir’in bugün sahip olduğu altyapının önemli parçaları. ESO’nun son Ar-Ge 500 verilerinde TEI, Alp Havacılık ve Savronik gibi Eskişehir’de faaliyet gösteren firmaların güçlü şekilde yer alması da bunun güncel bir göstergesi.
O nedenle HÜRKUŞ’un 55 uçaklık bir programa ulaşmasını yalnızca Ankara’da gerçekleştirilen bir üretim faaliyeti olarak görmemek gerekiyor.
Eskişehir burada daha fazla sorumluluk alabilir mi? Bence alabilir. HÜRKUŞ’un üretiminde kullanılan alt sistemlerden parça üretimine, bakım ve onarım faaliyetlerinden test süreçlerine, elektronik sistemlerden yazılım ve mühendislik hizmetlerine kadar çok geniş bir alan var. HÜRKUŞ’un yurt dışına ihraç edilmesi halinde bu alanların daha da büyümesi mümkün. Çünkü her yeni uçak sadece TUSAŞ için değil, projeye katkı sunan bütün tedarikçiler için yeni bir üretim ve ihracat kapısı anlamına geliyor.
Savunma Sanayii Başkanı Haluk Görgün’ün törende söylediği bir cümle de bu açıdan önemli. HÜRKUŞ’a gelecek her yeni siparişin paydaş firmaların yeni pazarlara erişimi anlamına geleceğine dikkat çekiliyor. Yani ortada sadece bir uçak satışı yok. Uçağın üzerinde bulunan milli sistemlerin, yazılımların ve alt bileşenlerin de farklı ülkelere ulaşması söz konusu.
İşte Eskişehir'in burada daha büyük bir rol üstlenmesi gerektiğini düşünüyorum. HÜRKUŞ için Eskişehir’de özel bir tedarik zinciri oluşturulabilir. Kentteki havacılık firmalarının HÜRKUŞ programına daha fazla dahil olması için ortak çalışmalar yapılabilir. Özellikle seri üretim ve ihracat aşamasında Eskişehir’deki firmaların hangi parçaları, hangi sistemleri ve hangi mühendislik hizmetlerini üstlenebileceği masaya yatırılabilir.
Hatta iş sadece üretimle de sınırlı kalmamalı. Bakım, onarım, yedek parça, eğitim, test ve sertifikasyon gibi alanlar da düşünülmeli. Eskişehir’in hem sanayi altyapısı hem de üniversiteleriyle bu alanlarda ciddi bir potansiyeli bulunuyor. Bugün kentte havacılık ve savunma sanayisinin ihtiyaç duyduğu nitelikli insan kaynağını yetiştirmek için de önemli çalışmalar yürütülüyor. TEI Havacılık Teknisyen Okulu ve ELMAS Programı gibi çalışmaların bu nedenle önümüzdeki yıllarda daha da değerli hale geleceğini düşünüyorum.
Çünkü havacılık sanayisinde artık yalnızca fabrika kurmak yetmiyor. O fabrikada çalışacak mühendisi, teknisyeni, kaynakçıyı, elektronikçiyi, yazılımcıyı ve kalite uzmanını da yetiştirmeniz gerekiyor. Eskişehir’in burada önemli bir avantajı var. Havacılık kültürü var. Sanayi altyapısı var. Üniversiteleri var. Yetişmiş insan kaynağı var. Yan sanayisi var. Daha da önemlisi yıllardır oluşmuş bir havacılık hafızası var.
Bütün bunları HÜRKUŞ gibi projelerle daha fazla bir araya getirebilirsek, Eskişehir sadece havacılık parçaları üreten bir şehir olmaktan çıkıp Türkiye’nin yeni nesil hava platformlarının üretim, bakım, test ve teknoloji ekosisteminin en önemli merkezlerinden biri olabilir.
HÜRKUŞ’tan HÜRJET’e, HÜRJET’ten KAAN’a uzanan bir havacılık yolculuğundan söz ediliyor. Bu yolculuk yalnızca Ankara’da değil, Türkiye’nin farklı şehirlerinde oluşan bilgi ve üretim birikimiyle ilerleyecek.
Eskişehir de bu yolculuğun dışında kalmamalı. Aksine, yıllardır biriktirdiği havacılık tecrübesi nedeniyle en güçlü duraklardan biri olmalı. Bugün HÜRKUŞ’un gökyüzündeki ilk uçuşlarına bakıyoruz. Yarın bu uçakların parçalarının, sistemlerinin, bakımının, teknolojisinin ve insan kaynağının ne kadarının Eskişehir’den çıkabileceğini konuşmak istiyorsak, bunun hazırlığını bugünden yapmak gerekiyor.
Çünkü Eskişehir’in havacılıkla bağı yeni kurulmadı. Biz zaten yıllardır gökyüzüne bakıyoruz. Şimdi mesele, o gökyüzünde uçan yeni nesil uçakların üretim hikâyesinde Eskişehir’in payını daha da büyütmek.