Kış aylarında Eskişehir’de yaşayan herkes doğalgaz faturasının ne anlama geldiğini çok iyi bilir. Havanın birkaç derece daha soğuması, kombinin biraz daha fazla çalışması demektir. Özellikle çocuklu, yaşlı veya evinde günün büyük bölümünü geçirmek zorunda olan vatandaşlar için doğalgaz, lüks değil, doğrudan doğruya bir ihtiyaçtır.

Makina Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi Başkanı Nergis Uygun’un doğalgazda kademeli tarife sistemiyle ilgili yaptığı açıklama da bu açıdan oldukça önemli. Çünkü meselenin sadece “ne kadar doğalgaz tüketiyoruz?” sorusundan ibaret olmadığını, uygulanan sistemin tüketici açısından nasıl sonuçlar doğurduğunu da konuşmamız gerekiyor.

Buradaki en dikkat çekici konu ise 1 metreküplük fark. Örneğin Eskişehir’de ocak ayı için belirlenen tüketim sınırının 290,29 metreküp olduğunu düşünelim. 290 metreküp tüketen bir vatandaş ile 291 metreküp tüketen vatandaş arasında sadece 1 metreküp fark var. Ancak mevcut uygulamada sınır aşıldığında yalnızca fazladan tüketilen miktar değil, o ay kullanılan doğalgazın tamamı daha yüksek kademe üzerinden fiyatlandırılıyor. Yani vatandaşın 1 metreküp daha fazla tüketmesi, yalnızca 1 metreküplük bir fark oluşturmuyor. Faturanın tamamında ciddi bir değişikliğe neden olabiliyor.

Bence burada tartışılması gereken asıl mesele de bu. Kademeli tarife denildiğinde doğal olarak tüketim arttıkça fiyatın da kademeli olarak yükselmesi bekleniyor. Ancak bir sınırın yalnızca 1 metreküp aşılmasıyla bütün tüketimin daha yüksek tarifeye geçmesi, tüketici açısından öngörülebilir bir sistem olmaktan uzaklaşabiliyor.

Üstelik vatandaşın tüketimini etkileyen her şey kendi kontrolünde değil. Eskişehir’de ocak ayında hava sıcaklığının birkaç gün boyunca düşmesi, kombinin daha fazla çalışmasına neden olabilir. Evinde yaşlı bir vatandaş olabilir, küçük çocuklar olabilir, sağlık nedeniyle daha sıcak bir ortamda yaşamak zorunda olan biri olabilir. Bunların hepsini yalnızca “fazla tüketim” olarak değerlendirmek ne kadar doğru?

Vatandaş hava sıcaklığını belirleyemiyor. Dolayısıyla doğalgaz tarifesinde yalnızca tüketim miktarına bakmak yerine, o tüketimin hangi şartlarda gerçekleştiğine de bakmak gerekiyor.

Eskişehir’in ilçeleri açısından da konuya ayrı bir parantez açmak lazım. Mihalıççık ile Sarıcakaya’nın iklim koşulları aynı değil. Rakım farklı, sıcaklık farklı, dolayısıyla ısınma ihtiyacı da farklı. Buna rağmen il genelindeki tek bir ortalamaya göre hareket edilmesi, yerel farklılıkların gözden kaçmasına neden olabilir.

Bir başka mesele ise binaların durumu. İyi yalıtılmış, yeni bir binada yaşayan vatandaşla yalıtımı yetersiz eski bir binada yaşayan vatandaşın aynı tüketim kriterleriyle değerlendirilmesi de beraberinde soru işaretleri getiriyor. Çünkü aynı sıcaklığı elde etmek için iki konutun harcayacağı doğalgaz miktarı aynı olmayabilir.

Burada tüketicinin de haklı olduğu bir nokta var. Eğer enerji verimliliğini artırmak istiyorsak sadece “daha az tüket” demek yeterli değil. Vatandaşa daha az tüketebileceği şartları da oluşturmak gerekiyor. Binaların yalıtımının iyileştirilmesi, eski ve verimsiz ısıtma sistemlerinin yenilenmesi, enerji verimliliğinin desteklenmesi bu nedenle çok daha önemli hale geliyor.

Nergis Uygun’un açıklamasında dikkat çektiği bir başka konu da geçiş ayları. Nisan ve mayıs geldiğinde havalar her zaman bir anda ısınmıyor. Eskişehir’de bahar aylarında birkaç günlük soğuk hava bile ısınma ihtiyacını artırabiliyor. Ancak bu aylarda tüketim sınırları da düşüyor. Dolayısıyla vatandaşın birkaç gün daha fazla ısınma ihtiyacı duyması, hiç beklemediği bir anda daha yüksek tarifeyle karşılaşmasına neden olabiliyor.

Bence burada çözüm üretmek mümkün. Limit aşıldığında bütün tüketimi bir anda yüksek tarifeye geçirmek yerine, yalnızca aşan miktarın yüksek kademeden ücretlendirilmesi düşünülebilir. Konutun büyüklüğü, binanın yaşı, yalıtım durumu ve enerji performansı da hesaba katılabilir. Soğuk iklim şartlarına sahip Eskişehir gibi kentler için iklim koşullarını dikkate alan bir katsayı uygulanabilir.

Hatta vatandaşın limitine yaklaşması halinde SMS veya e-fatura üzerinden önceden bilgilendirilmesi bile önemli bir adım olur. İnsan ne kadar tükettiğini ve sınırına ne kadar kaldığını bilirse kendi tüketimini de buna göre düzenleyebilir. Çünkü burada amaç vatandaşı cezalandırmak değil, enerjiyi verimli kullanmasını sağlamak olmalı.

Bunun yanında dar gelirli aileler, yaşlıların ve çocukların bulunduğu haneler için farklı destek modellerinin de değerlendirilmesi gerekiyor. Isınma temel bir ihtiyaçsa, bu ihtiyacın sosyal boyutunu da göz ardı etmemek gerekiyor.

Doğalgaz elbette bilinçli ve verimli kullanılmalı. Enerji kaynaklarının sınırsız olmadığını hepimiz biliyoruz. Ancak enerji verimliliği ile yüksek faturayı birbirine karıştırmamak lazım. Vatandaşa “daha az tüket” demek kolay. Asıl mesele, vatandaşa daha az tüketebileceği koşulları sağlayabilmek.

Bugün 1 metreküp üzerinden konuşuyoruz. Fakat aslında konuştuğumuz şey 1 metreküpten çok daha büyük. Konuştuğumuz şey, vatandaşın faturası geldiğinde neyle karşılaşacağını önceden bilebilmesi ve uygulanan sistemin adil olduğuna güvenebilmesi.

Eskişehir’in iklim şartları, bina yapısı ve ilçeler arasındaki farklılıkları dikkate alınarak daha adil, şeffaf ve öngörülebilir bir doğalgaz tarifesi oluşturulması gerekiyor.

Makina Mühendisleri Odası Eskişehir Şubesi’nin yaptığı bu açıklamanın da bu açıdan önemli bir tartışmayı gündeme getirdiğini düşünüyorum. Enerji verimliliğinden vazgeçmeden, vatandaşın ısınma hakkını da gözeten bir sistem kurulabilir.

Sonuçta mesele yalnızca doğalgaz faturası değil. Mesele, kışın ortasında evini ısıtmak zorunda olan vatandaşın, bir metreküplük fark nedeniyle kendisini bir anda çok daha yüksek bir faturayla karşı karşıya bulmaması.

Adaletli bir tarife de biraz bunu gerektiriyor.