17 Ağustos 1999… Saat 03.02’de Marmara’da başlayan sarsıntı, yalnızca binaları yıkmadı. Türkiye’nin deprem gerçeğiyle yüzleşme biçimini de değiştirdi. O gece binlerce insan hayatını kaybetti, binlerce kişi yaralandı. Kentler ağır hasar gördü. İnsanlar yakınlarını, evlerini ve yıllarca kurdukları hayatlarını kaybetti.
Aradan 27 yıl geçti. 6 Şubat, deprem gerçeğinin Türkiye açısından hâlâ ne kadar büyük bir sınav olduğunu bir kez daha gösterdi.
Kahramanmaraş merkezli depremler, çok geniş bir coğrafyada ağır yıkıma neden oldu. Binlerce bina yıkıldı, çok sayıda insan hayatını kaybetti. Depremin ardından ise yalnızca enkazla değil; barınma, ulaşım, sağlık, beslenme, iletişim ve güvenlik gibi birbirini takip eden çok sayıda sorunla mücadele edildi.
Deprem sonrasında yaşananlar, afet yönetiminin yalnızca enkaz kaldırmaktan ibaret olmadığını da ortaya koydu. Bir deprem olduğunda ilk saatler kadar sonraki günler, haftalar ve hatta aylar da büyük önem taşıyor. İnsanların güvenli alanlara ulaştırılması, arama-kurtarma çalışmalarının hızlı yürütülmesi, temel ihtiyaçların karşılanması ve iletişimin sağlıklı biçimde sürdürülmesi, afet yönetiminin birbirinden ayrı düşünülemeyecek parçaları.
6 Şubat’ın ardından Türkiye çok büyük bir dayanışma da ortaya koydu. Ülkenin dört bir yanından insanlar bölgeye yardım ulaştırmak için harekete geçti. Arama-kurtarma ekipleri, sağlık çalışanları, gönüllüler ve kamu görevlileri günlerce sahada çalıştı. Yardım kampanyaları düzenlendi, vatandaşlar ellerindeki imkânları depremzedelerle paylaştı.
Ancak büyük bir felaketin ardından ortaya çıkan dayanışma kadar, eksiklikleri görmek de önemli. Çünkü afetlere hazırlık yalnızca afet anındaki müdahaleyle ölçülmez. Asıl hazırlık, deprem olmadan önce başlar.
Güvenli yapıların oluşturulması, mevcut yapı stokunun incelenmesi, riskli yapıların dönüştürülmesi, şehirlerin zemin özelliklerine göre planlanması ve afet anında görev yapacak kurumların koordinasyonunun önceden oluşturulması gerekir. Bugün 17 Ağustos’un üzerinden 27 yıl geçmişken hâlâ aynı soruyu sormamız gerekiyor: Bir sonraki büyük depreme ne kadar hazırız?
Depremi önlemek, fay hatlarını durdurmak da mümkün değil. Fakat depremin afete dönüşme biçimini değiştirmek mümkün. Güvenli binalar yapmak, bilimsel verilerle şehirleri planlamak, yapı denetimini etkin biçimde uygulamak ve afet sonrasında ortaya çıkabilecek ihtiyaçları önceden hesaplamak mümkün.
17 Ağustos bize büyük bir ders verdi. 6 Şubat ise o dersin hâlâ ne kadar önemli olduğunu gösterdi. Aradan geçen yıllar, deprem gerçeğini değiştirmedi. Değişen şey, bizim bu gerçekle nasıl mücadele ettiğimiz olmalı.
Çünkü bir ülkenin deprem karşısındaki gücü, yalnızca kurtarma ekiplerinin hızında değil; yıkılmayan binalarında, doğru planlanmış şehirlerinde ve bilinçli toplumunda ölçülür.
17 Ağustos’u, 6 Şubat’ı unutmamak, yalnızca kaybettiklerimizi anmak değildir. Unutmamak; aynı hataların tekrarlanmaması için çalışmaktır.