Bir tarafta 23 bin 552 liralık en düşük emekli aylığı, diğer tarafta 38 bin 24 liraya ulaşan açlık sınırı… Yıllarca çalışıp prim ödeyen milyonlarca insan, bugün geçinebilmek için hesap yapmak zorunda. Şimdi gözler 2027 bütçesinde. Çünkü emeklinin ihtiyacı yeni vaatler değil, hayatını değiştirecek gerçek bir iyileştirme.

Bir ömür çalışmanın karşılığı, ay sonunu getirememe mücadelesi olmamalı. Türkiye'de emeklilik, yıllarca verilen emeğin ardından huzur içinde yaşanacak bir dönem olmaktan giderek uzaklaşıyor. Milyonlarca emekli için her ay yeniden başlayan bir geçim mücadelesine dönüşüyor.

Bugün emeklinin gündeminde zam oranlarından çok daha temel bir mesele var: Geçinebilmek. Kira, gıda, elektrik, su, ulaşım ve sağlık harcamaları karşısında emekli aylıkları her geçen gün biraz daha yetersiz kalıyor.

RAKAMLAR EMEKLİNİN GERÇEĞİNİ ANLATIYOR

TÜRK-İŞ'in Ekim 2026 araştırmasına göre dört kişilik bir ailenin açlık sınırı 38 bin 24 liraya, yoksulluk sınırı ise 123 bin 856 liraya yükseldi. En düşük emekli aylığı ise 23 bin 552 lira.

Bu iki rakamı yan yana koymak bile yaşanan sıkıntıyı anlatmaya yetiyor. En düşük emekli aylığı, dört kişilik bir ailenin yalnızca gıda harcamalarını karşılaması için gereken tutarın oldukça altında. Üstelik bu hesapta kira, faturalar, ulaşım ve diğer zorunlu giderler henüz yok.

SGK verilerine göre sosyal güvenlik sistemi kapsamında aylık veya gelir alan kişi sayısı 17 milyonu aşmış durumda. Bu rakam, emeklilik sisteminin ne kadar geniş bir kesimi ilgilendirdiğini de ortaya koyuyor.

2027 BÜTÇESİ EMEKLİ İÇİN FIRSAT OLMALI

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın 2027 bütçesine ilişkin açıklamalarında emeklilerin durumunun iyileştirilmesine yönelik mesajlar vermesi önemli. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de emeklilerin alım gücünü destekleyecek bir düzenleme üzerinde çalışıldığını açıkladı.

Şimşek'in açıklamalarında dikkat çeken nokta, düzenlemenin emeklilerin tamamını kapsaması ve artışta çalışma süresi ile prim ödeme gün sayısı gibi kriterlerin de değerlendirilebilmesi. Sabit bir artış yapılması halinde de benzer ölçütlerin dikkate alınabileceği ifade ediliyor.

Çalışmanın aralık ayında tamamlanması ve bütçe görüşmelerinin ardından Meclis'e sunulması bekleniyor.

Elbette bu açıklamalar önemli. Ancak emeklinin beklentisi artık açıklamaların ötesinde. Beklenen, geçim şartlarında hissedilecek, mutfaktaki yangını bir nebze olsun hafifletecek bir düzenleme.

ÖNEMLİ OLAN DÜZENLEMENİN HAYATA YANSIMASI

Emekli aylıkları belirlenirken yalnızca bütçe imkanlarına değil, hayatın gerçeklerine de bakılmalı. Çalışma hayatında geçirilen yıllar, ödenen primler ve emeklilerin farklı gelir seviyeleri elbette dikkate alınmalı. Ancak en düşük aylıkla geçinmeye çalışan milyonlarca insanın durumu da görmezden gelinmemeli.

Emeklilik sistemi, insanlara yıllarca çalıştıktan sonra insanca yaşayabilecekleri bir gelir sağlamalı. Bugün gelinen noktada en düşük aylığın açlık sınırının altında kalması, üzerinde düşünülmesi gereken ciddi bir sorun.

Burada önemli olan, yapılacak artışın yalnızca rakamlarda kalmaması. Enflasyon karşısında kısa sürede eriyen bir zam, emeklinin sorununu çözmeyecek. Kalıcı ve gerçekçi bir iyileştirme gerekiyor.

EMEKLİYE AYRILAN KAYNAK EKONOMİYE DE DÖNER

Emekliye yapılacak iyileştirmeyi yalnızca bütçeye getirilecek bir yük olarak değerlendirmek de doğru değil. Emekli, aldığı aylığın büyük bölümünü yine piyasada harcıyor. Gıda alışverişinden faturaya, giyimden ulaşıma kadar yaptığı harcamalar doğrudan ekonomiye dönüyor.

Bu nedenle emeklinin gelirini artırmak, aynı zamanda iç talebi ve piyasadaki hareketliliği desteklemek anlamına geliyor.

2027 bütçesi hazırlanırken kaynakların hangi alanlara ayrılacağı kadar, toplumun hangi kesimlerinin öncelikli görüleceği de önem taşıyor. Yıllarca çalışmış, üretmiş ve ülkenin büyümesine katkı sağlamış emekliler bu öncelikler arasında yer almalı.

Emeklinin talebi ayrıcalık değil, yıllarca verdiği emeğin karşılığını alabilmek. 2027 bütçesinde bu talebin karşılığı mutlaka olmalı. Çünkü bir ülkenin ekonomik başarısı, yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, o büyümenin vatandaşın hayatına ne kadar yansıdığıyla ölçülür.