26 Eylül’de Milli İrade’de yayımlanan “MSCI Yeni Bir Krizin Habercisi mi?” başlıklı yazımda, Türkiye piyasaları açısından MSCI kaynaklı risklere dikkat çekmiştim. Aradan geçen sürede yaşananlar, bu uyarının yalnızca endeks hesaplamalarıyla sınırlı olmadığını gösterdi.
MSCI’ın Türkiye endekslerindeki bazı değişiklikleri yeni bir duyuruya kadar dondurması, piyasaların önüne önemli bir soru koydu: Türkiye, uluslararası yatırımcıların gözündeki yerini koruyabilecek mi?
MSCI kararının işaret ettiği risk
Öncelikle bir noktayı netleştirelim. Türkiye’nin gelişmekte olan piyasalar statüsünden çıkarıldığına ilişkin alınmış bir karar yok. Ancak endeks değişikliklerinin askıya alınması da önemsiz bir gelişme değil. Türkiye’nin statüsüne ilişkin olası değerlendirmelerde, atılacak adımlar ve piyasaların işleyişine dair gelişmeler belirleyici olacak.
Borsa İstanbul’un dolar bazında 16 ayın en düşük seviyelerine gerilemesi de bu tabloya eklenince, ortaya çıkan mesajı görmezden gelmek zorlaşıyor. Çünkü borsa yalnızca şirketlerin bilançolarını ve faiz beklentilerini fiyatlamıyor; ülke riskini, yatırım yapılabilirlik algısını ve geleceğe ilişkin beklentileri de yansıtıyor.
MSCI kararıyla BIST 100’deki gerilemeyi birbirinden bağımsız gelişmeler olarak değerlendirmek bu nedenle doğru olmaz. Uluslararası endeks sağlayıcılarının yaklaşımı, yabancı yatırımcının tercihi ve piyasadaki fiyat hareketleri birbirini etkiliyor. Sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesi de bu zincirin önemli bir halkasını oluşturuyor.
Tam bu noktada, yatırım fonlarında yaşanan sorun daha geniş bir anlam kazanıyor. Konu artık yalnızca fonların tasfiyesi ya da yatırımcıların parasını geri alması değil; piyasada kuralların nasıl uygulandığı ve benzer olayların önüne nasıl geçileceği.
“17 Eylül’den itibaren attığımız kararlı adımlarla sorunu kontrol altına aldık”
Cumhurbaşkanı Erdoğan, fon soruşturmasına ilişkin açıklamasında 17 Eylül’den itibaren atılan adımlarla sorunun kontrol altına alındığını belirtti. Fon Koordinasyon Kurulunun oluşturulduğunu ifade eden Erdoğan, sürecin koordinasyon içinde yürütüldüğünü vurguladı.
Açıklamada ilk öncelik, tasfiyesine karar verilen fonlardaki birikimlerin yatırım sahiplerine mümkün olan en kısa sürede ödenmesi olarak öne çıktı. Erdoğan, olağan tasfiye kapsamındaki ödemelerin başladığını, olağanüstü tasfiyelerde ise TBMM’ye sunulan kanun teklifinin yasalaşmasının ardından ara ödemelere geçileceğini söyledi.
İkinci başlık, manipülasyon yoluyla haksız kazanç elde edenlerin hukuk önünde hesap vermesi. Cumhurbaşkanı, yeni bilgiler ve itiraflar doğrultusunda soruşturmaların derinleştirildiğini belirterek haksız kazanç sağlayanlara tolerans gösterilmeyeceği mesajını verdi. Üçüncü öncelik ise sürecin sermaye piyasalarına zarar vermeden yönetilmesi.
Devletin en üst makamının süreci yakından takip etmesi elbette önemli. Ancak sorunun kontrol altına alınmasıyla bütün mağduriyetlerin giderilmesi aynı şey değil. Yatırımcıların alacaklarına ne zaman ulaşacağı, hak kayıplarının nasıl hesaplanacağı ve hukuki süreçlerin nasıl sonuçlanacağı da en az açıklamalar kadar önemli.
TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda ele alınan düzenlemede, belirli şartlar altında yatırımcılara 1 milyon liraya kadar geçici ödeme yapılabilmesi ve alacak hesaplamalarında enflasyon göstergelerinin dikkate alınması öngörülüyor. Ancak teklifin yasalaşması ve uygulamaya geçmesi ayrı aşamalar. Bu nedenle henüz tamamlanmamış bir süreci kesinleşmiş ödeme kararı gibi değerlendirmemek gerekiyor.
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sermaye piyasası suçlarıyla mücadele kapsamında açıkladığı yeni düzenlemelerin 2027 yılının başına kadar tamamlanmasının hedeflenmesi de önemli. Koordineli işlemler ve piyasa suçlarına karşı daha etkili kurallar oluşturulması, yalnızca mevcut dosyaların sonuçlandırılması açısından değil, gelecekte benzer sorunların yaşanmaması bakımından da gerekli.
Fon meselesinde asıl ölçü, açıklamaların somut sonuçlara dönüşmesi olacak. Yatırımcıların hakları korunurken, tek tek olayların bütün piyasaya mal edilmesinin de önüne geçilmeli. Çünkü sermaye piyasalarında sağlıklı bir yapı, hem kuralların uygulanmasına hem de yatırımcının hak arama yollarının açık olmasına bağlı.
Bütçe tablosu da dikkat istiyor
Sermaye piyasalarındaki gelişmelerin arkasında, ekonominin genel görünümü de bulunuyor. Yatırımcıların kararları yalnızca borsadaki hareketlere göre şekillenmiyor; kamu maliyesi, enflasyon ve büyüme beklentileri de risk değerlendirmesinde önemli yer tutuyor.
Eylül ayında merkezi yönetim bütçesi 532,2 milyar lira açık verdi. Bütçe giderleri 1 trilyon 785,4 milyar liraya ulaşırken gelirler 1 trilyon 253,1 milyar lirada kaldı. Geçen yılın aynı ayına göre giderlerde yüzde 34,1, gelirlerde ise yüzde 22,7 artış yaşandı.
Ocak-eylül dönemindeki bütçe açığı 1 trilyon 840,3 milyar liraya yükseldi. Aynı dönemde faiz giderlerinin 2 trilyon 251,1 milyar lira düzeyinde gerçekleşmesi de kamu maliyesi üzerindeki yükün boyutunu gösteren veriler arasında.
Bu rakamları yalnızca açık üzerinden değerlendirmek yeterli değil. Gelirlerin harcamalara kıyasla daha yavaş artması, faiz giderlerinin bütçedeki ağırlığı ve harcamaların yönetimi birlikte ele alınmalı. Enflasyonla mücadelede para politikasından beklenen sonuçların alınabilmesi için maliye politikasının da bu süreci desteklemesi gerekiyor.
2027 bütçesinde büyümenin yüzde 4,2, yıl sonu enflasyonunun yüzde 21, bütçe açığının ise milli gelire oranla yüzde 3,5 olarak öngörülmesi, ekonomi yönetiminin hedeflerini ortaya koyuyor. Bütçe giderlerinin 27 trilyon 276 milyar, gelirlerinin 23 trilyon 408 milyar lira olarak planlanması da önümüzdeki dönemde gelir ve harcama dengesinin ne kadar belirleyici olacağını gösteriyor.
Elbette hedef koymak gerekli; ancak asıl önemli olan bu hedeflere hangi koşullarda ulaşılacağı. Uluslararası Para Fonu’nun Türkiye için 2026 büyüme tahminini yüzde 2,9’dan yüzde 2,7’ye indirmesi ve yıl sonu ortalama enflasyon beklentisini yüzde 31,2 olarak açıklaması, büyüme ve fiyat istikrarı arasındaki dengenin kolay kurulamayacağını gösteriyor.
Küresel gelişmeler de bu tabloyu etkiliyor. ABD’de eylül ayında tüketici fiyatlarının aylık yüzde 0,6, yıllık yüzde 3,7 artması, enflasyonun ve buna bağlı faiz beklentilerinin uluslararası piyasalar açısından önemini koruduğunu ortaya koyuyor. Dolayısıyla Türkiye’nin ekonomik görünümünü değerlendirirken yalnızca iç verileri değil, küresel finansal koşulları da hesaba katmak gerekiyor.
Rezervler artarken yabancı yatırımcı ne yapıyor?
Bu koşullar altında Merkez Bankası rezervleri ve yabancı yatırımcıların tercihleri daha da önem kazanıyor. 9 Ekim haftasında brüt rezervlerin 171,6 milyar dolar seviyesinde bulunması, rezerv cephesinde izlenen başlıklardan biri. Ancak tek başına rezerv büyüklüğüne bakmak yeterli değil; bu seviyenin nasıl korunduğu ve zaman içindeki seyri de önemli.
Aynı hafta yabancı yatırımcıların hisse senedi piyasasında 248,2 milyon dolarlık net satış yapmasına karşılık 446 milyon dolarlık tahvil alması dikkat çekti. Bu tablo, yabancı yatırımcıların Türkiye’ye ilişkin kararlarının tek yönlü olmadığını gösteriyor. Hisse senetlerinde satış yapılırken tahvil tarafında alım gerçekleşebiliyor. Bununla birlikte, hisse senetlerindeki satışların nedenleri ve önümüzdeki haftalarda nasıl bir seyir izleneceği yakından takip edilmeli.
Yurt içi yerleşiklerin döviz mevduatındaki artış da bu çerçevede değerlendirilmeli. Enflasyonla mücadelede kalıcı sonuç alınması, yalnızca faiz kararlarına değil, tasarruf sahiplerinin Türk lirasına ilişkin beklentilerine de bağlı. Tasarrufların hangi araçlara yöneldiği, piyasanın geleceğe dair algısını anlamak açısından önemli bir gösterge.
Merkez Bankası 22 Ekim’de ne yapacak?
Rezervler, yabancı yatırımcı işlemleri ve enflasyon beklentileri bir arada değerlendirildiğinde, 22 Ekim’de açıklanacak Merkez Bankası faiz kararının önemi daha iyi anlaşılıyor.
Piyasadaki beklenti, politika faizinde 100 baz puanlık indirim yapılması ve faizin yüzde 37’den yüzde 36’ya çekilmesi yönünde. Ancak son gelişmeler, bu beklentinin kesin bir karar gibi görülmemesi gerektiğini ortaya koyuyor.
Kanal 26’da hafta içi yayımlanan Ekonomi Hattı programımızda değerlendirmelerde bulunan ekonomist Hikmet Baydar, yaşanan son gelişmeler nedeniyle Merkez Bankası’nın bu kez faiz indirimini pas geçebileceğine dikkat çekti.
Bu değerlendirme, piyasanın genel beklentisinden farklı bir ihtimali gündeme getiriyor. Merkez Bankası bir yandan enflasyondaki düşüşü desteklemek, diğer yandan finansal piyasalardaki hareketleri ve beklentileri dikkate almak zorunda. Bu nedenle kararın kendisi kadar, karar metninde verilecek mesajlar da önemli olacak.
Faiz indiriminin devam edip etmeyeceği, enflasyonun hangi hızda gerileyeceği ve ekonomi yönetiminin mevcut programı nasıl sürdüreceği, yatırımcıların önümüzdeki aylara ilişkin hesaplarını etkileyecek. Para politikasındaki kararlar bu nedenle yalnızca finans çevrelerinin değil, kredi kullanan vatandaşın ve işletmelerin de gündeminde.
Hane halkının borç yükü ağırlaşıyor
Ekonomik tablonun bir diğer yüzü ise vatandaşın ödeme gücü. Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu verileri, bireysel kredilerde geri ödeme sorununun daha fazla dikkat gerektirdiğini gösteriyor.
2 Ekim itibarıyla ihtiyaç kredilerinde takibe dönüşüm oranının yüzde 6,75’e yükselmesi, açıklanan veriler içindeki en yüksek seviyeye işaret ediyor. Bireysel kredi kartlarında takibe dönüşüm oranının yüzde 5,7’ye ulaşması da hane halkının borç ödeme kapasitesi bakımından dikkat çekici.
Bu artışları doğrudan fon krizine bağlamak doğru olmaz. Ancak piyasalardaki dalgalanmaların ve yüksek yaşam maliyetlerinin konuşulduğu bir dönemde, vatandaşın kredi borçlarını ödemekte zorlanması ekonomik görünümün göz ardı edilmemesi gereken bir yönü.
Enflasyonla mücadele yalnızca fiyat artışlarını yavaşlatmakla sınırlı değil. Gelirlerin alım gücünü korumak, hane halkının borç yükünü yönetilebilir seviyede tutmak ve ekonomik faaliyetin sürdürülebilirliğini sağlamak da gerekiyor. Finansal göstergelerdeki iyileşme günlük hayatta hissedilmiyorsa, ekonomik programın sonuçları da toplumun tamamına aynı ölçüde yansımıyor demektir.
Ticaret Bakanlığı’nın tüketici kredileri ve taksitli satışlara ilişkin düzenlemeleri de bu nedenle önemli. Tüketiciyi korumak ve borçlanmayı daha sağlıklı bir zemine oturtmak gerekirken, düzenlemelerin talep, işletmelerin satışları ve vatandaşın harcama imkanları üzerindeki etkileri de hesaba katılmalı.
Piyasalar açıklamadan fazlasını bekliyor
Bütün bu gelişmelerin ortak noktası, Türkiye ekonomisinin aynı anda birden fazla başlıkta sonuç üretmek zorunda olması. Enflasyonun düşürülmesi, bütçe disiplininin korunması, rezervlerin güçlendirilmesi ve sermaye piyasalarının sağlıklı işlemesi birbirinden kopuk hedefler değil. Bir alanda yaşanan aksaklık, diğer alanlardaki kazanımları da etkileyebiliyor.
Uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının değerlendirmeleri de bu çerçevede önem taşıyacak. Enflasyondaki gerileme, rezervlerin seyri, bütçe dengesi ve sermaye piyasalarına ilişkin düzenlemeler, Türkiye’nin ekonomik görünümünü değerlendiren kuruluşların izleyeceği başlıklar arasında.
MSCI’ın Türkiye endekslerindeki değişiklikleri dondurması, BIST 100’ün dolar bazında gerilemesi, yabancı yatırımcıların hisse senetlerindeki satışları ve fon meselesi, piyasaların yalnızca ekonomik hedeflere değil, bu hedeflere ulaşırken izlenen yönteme de baktığını gösteriyor.
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın fon sorununun kontrol altına alındığı yönündeki açıklaması, sürecin devletin en üst makamı tarafından takip edildiğini ortaya koyuyor. Şimdi önemli olan, alınan tedbirlerin sonuçlarının açık biçimde görülmesi, yatırımcıların haklarına ilişkin belirsizliklerin giderilmesi ve sorumluların hukuk çerçevesinde hesap vermesi.
MSCI kararı tek başına Türkiye piyasalarının geleceğini belirlemez. Ancak işaret ettiği riskleri görmezden gelmek de mümkün değil. Ekonomik programın başarısı, yalnızca açıklanan hedeflerle değil, piyasaların işleyişinde, yatırımcının haklarında ve vatandaşın günlük hayatında ortaya çıkan sonuçlarla ölçülecek.
Türkiye’nin önünde hala önemli bir hareket alanı var. Bu alanın ne ölçüde kullanılacağı ise önümüzdeki dönemde atılacak adımlarla belli olacak. Piyasalar artık yalnızca ne söylendiğine değil, söylenenlerin ne kadarının hayata geçirildiğine bakıyor.