Bir toplumun gelişmiş olup olmadığını anlamak için gökdelenlere, büyük alışveriş merkezlerine ya da geniş yollara bakmak yeterli değildir. Ekonomi büyüyebilir, teknoloji ilerleyebilir, şehirler modernleşebilir. Ancak bir toplumun gerçek gücü, insanların birbirine nasıl davrandığında saklıdır. İşte buna toplumsal olgunluk denir.
Toplumsal olgunluk; insanların farklı düşüncelere saygı göstermesi, kurallara uyması, ortak yaşam bilincini taşıması ve sorunları kavga yerine akıl yoluyla çözebilmesi anlamına gelir. Aslında bu kavram yalnızca devletleri değil, her birimizi ilgilendirir. Çünkü toplum dediğimiz şey, tek tek insanların bir araya gelmesinden oluşur.
Sabah işe gitmek için evden çıktığımızı düşünelim. Trafikte kırmızı ışıkta duran bir sürücü, yere çöp atmayan bir vatandaş, sırada beklerken başkasının hakkına saygı gösteren insanlar... Bunlar küçük gibi görünse de toplumsal olgunluğun günlük hayattaki örnekleridir.
Ne yazık ki bazen bunun tersini de görüyoruz. Trafikte birkaç dakika beklemeye tahammül edemeyen insanlar, sosyal medyada birbirine hakaret edenler, kamusal alanları kendi özel alanı gibi kullanan kişiler... Bunlar sadece bireysel davranışlar değildir. Bunlar aynı zamanda toplumun genel ruh halini de yansıtır.
Çünkü toplumsal olgunluk, "Ben ne istiyorum?" sorusundan çok, "Hepimiz için doğru olan nedir?" sorusunu sorabilmektir.
Eskiden büyüklerimiz sık sık "Komşusu açken tok yatan bizden değildir" derdi. Bu söz sadece yardım etmeyi değil, aynı zamanda ortak yaşam sorumluluğunu anlatır. Çünkü güçlü toplumlar yalnızca zengin insanların yaşadığı toplumlar değildir; birbirini düşünen insanların yaşadığı toplumlardır.
Bugün dünyanın gelişmiş ülkelerine baktığımızda ekonomik başarılarının yanında başka ortak özellikler de görüyoruz. İnsanlar kurallara güveniyor, birbirine güveniyor ve toplum yararını bireysel çıkarların önüne koyabiliyor. Çünkü güven duygusu gelişmiş toplumların görünmeyen sermayesidir.
Bir ülkede insanlar birbirine güvenmiyorsa hayat zorlaşır. İnsanlar sürekli şüpheyle yaklaşır, işler yavaşlar, ilişkiler zedelenir. Esnaf müşteriye, müşteri esnafa, çalışan işverene, vatandaş kurumlara güvenmediğinde görünmez duvarlar oluşmaya başlar.
Bu yüzden toplumsal olgunluk sadece kültürel bir konu değil, aynı zamanda ekonomik bir meseledir.
Bir yatırımcı bile yatırım yaparken yalnızca rakamlara bakmaz. Hukuka güven var mı, insanlar kurallara uyuyor mu, toplumda istikrar var mı diye düşünür. Çünkü düzensizlik ekonomik maliyet de üretir.
Toplumsal olgunluğun önemli göstergelerinden biri de farklılıklara yaklaşım biçimidir. Aynı düşünmek zorunda değiliz. Aynı siyasi görüşe sahip olmak, aynı yaşam tarzını benimsemek ya da aynı fikri savunmak zorunda değiliz. Olgun toplumlar, farklılıkları bir tehdit olarak değil bir zenginlik olarak görür.
Çünkü herkes aynı düşünseydi ilerleme de olmazdı.
Bilim insanları farklı düşündüğü için yeni buluşlar ortaya çıktı. Girişimciler farklı düşündüğü için yeni iş modelleri gelişti. Sanatçılar farklı düşündüğü için kültür zenginleşti.
Toplumsal olgunluk, "Benim fikrim doğru, diğerleri yanlış" anlayışından uzaklaşabilmektir.
Bugün sosyal medya ortamlarında bazen farklı bir görüşe tahammülün ne kadar azaldığını görüyoruz. İnsanlar dinlemek yerine karşı tarafı susturmaya çalışıyor. Oysa konuşmadan, tartışmadan ve anlamaya çalışmadan ortak çözümler üretmek kolay değildir.
Bir toplumun olgunlaşması zaman ister. Bu süreç eğitimle, aileyle, kültürle ve günlük alışkanlıklarla şekillenir. Çocuklar yalnızca okul kitaplarından öğrenmez. Anne babanın davranışlarını, çevrede gördüklerini ve toplumun genel tutumunu da örnek alırlar.
Bir çocuk yere çöp atan yetişkinleri görüyorsa çevre bilincini öğrenmekte zorlanabilir. Sürekli öfke ve saygısızlık gören bir çocuk, ileride aynı davranışları normal kabul edebilir.
Bu nedenle toplumsal olgunluk aslında nesilden nesile aktarılan bir mirastır.
Bugün hepimiz sık sık daha iyi bir ülkede yaşamak istediğimizi söylüyoruz. Daha güçlü ekonomi, daha kaliteli eğitim, daha huzurlu şehirler istiyoruz. Ancak bazen büyük değişimleri sadece devletlerden veya kurumlardan bekliyoruz.
Oysa değişim bazen çok küçük yerlerde başlar.
Bir teşekkür etmekte, sıraya saygı göstermekte, başkasının hakkını korumakta, farklı düşünceleri dinleyebilmekte...
Çünkü güçlü toplumlar bir günde ortaya çıkmaz. Küçük davranışların yıllar içinde büyümesiyle oluşur.
Sonuçta toplumsal olgunluk bir ülkenin görünmeyen aynasıdır. O aynaya baktığımızda yalnızca bugünü değil, geleceği de görürüz. Eğer insanlar birbirine saygı duyuyor, birlikte yaşamanın değerini biliyor ve ortak sorumluluk hissediyorsa, işte o toplum geleceğe daha sağlam adımlarla yürüyebilir.
Bir toplumun gerçek zenginliği sadece cebindeki para değil, insanların birbirine gösterdiği saygıdır.