Çift kutuplu dünyadan, tek kutuplu dünyaya dönüşüm sonrası güç dengeleri oldukça büyük değişim gösterdi. Denge haliyle emperyalist devletler lehine gelişti. Emperyalizmin ana hareket tarzlarından birisi de ulus devletlerin veya büyük nüfusa ve ekonomiye sahip olan ülkelerin ortadan kaldırılıp, kent devletçikler oluşturulmasıdır.

Önce ülke içindeki dengeleri, ekonomiyi, çökertip çeşitli karışıklıklar çıkartarak amaca ulaşma yolunda mesafeler kaydedilir. Yakın tarihte bunun ilk örneklerinden birisi de Yugoslavya’dır.

Batı’nın siyasi, ekonomik, ideolojik ve askeri eylemleriyle Yugoslayva parçalanmış Hırvatistan, Bosna-Hersek, Sırp Cumhuriyeti, Slovenya, Kuzey Mekadonya devletleri ortaya çıkmıştır.

Ne kadar şükretsek azdır ki, Bosna-Hersek’de Aliye İZZETBEGOVİÇ gibi bir kahraman çıkmış, uzun mücadelelerin ve tabi oldukları zulüm ve soykırımın ardından bir cumhuriyet kurmuşlardır. Avrupa’nın göbeğinde yıllarca süren zulüm ve soykırımın neticesinde bağımsızlıklarını ilan etmişlerdir.

Peki bu kadarla mı sınırlı kaldı?

Irak, Suriye, Lübnan, gibi Ortadoğu ülkelerinde de mezhep, etnik guruplara göre yönetim parçalanması yaşandı.

Ukrayna-Rusya savaşı da neredeyse beşinci yılına girmek üzere.

Son İran-Amerika-İsrail savaşında da İran’ı birkaç parçaya bölmek değil miydi amaç.

Fırsattan istifade Rusya’da Kırım’a yaptığı suni göç ve iskan projeleriyle Kırım halkını azınlığa düşürerek yaptığı referandum ile kendisine bağladı.

1949 yılından bu yana Çin’in Uygur Türklerine yaptığı mezalim ise Çin’in gayretleriyle gözlerden uzak tutulmaya çalışılmaktadır.

Kısa bir deneme ile Ermenistan-Azerbaycan arasındaki savaşta altı yüzün üstünde Azerbaycan Türk’ü şehit edilmiş ve iki devlet tek millet anlayışı ile şükür ki rövanş alınmıştır, ama çok sevinmemek gerekir, çünkü; bu emellerinden hiç vazgeçmeyecektir emperyalistler ve uşakları.

Ortadoğu’da özellikle İsrail’e rakip olabilecek büyüklükte ve güçte bir ülke bırakmamaktır amaç. Şimdiye kadar da izledikleri politikalar kendileri açısından olumlu sonuçlar doğurdu.

Ortada böyle bir tablo varken, tüm bu olayların ve yangının ortasında Üniter yapıya sahip bir Türkiye Cumhuriyeti ayakta.

El atılmadık tek bir Devlet kaldı, tüm bu planları yapanlar biliyor ki Türkiye Cumhuriyeti ve Türk Ordusu ile birebir karşı karşıya gelinip savaş çıkarılamaz.

O zaman ne yapmak gerekir? İçeriden yıpratmak, karışıklık, kaos yaratıp, ülke içindeki hassas dengelere dokunup, mezhep kavgaları, etnik gurupları birbirilerine düşürüp ülkeyi zayıflatmak. İzlenen politikaların temel stratejisi bu.

Yıllarca bunun acısı hep birlikte çekildi, şimdi de farklı tezgahlar kurulup, farklı senaryoları hayata geçirmeye çalışan, çeşitli projeler ortaya konulmaktadır.

Yakın tarihte çıkan iç savaşlarda, karışıklıklarda milyonlarca insan göç etti ülkemize. Ülkemiz sahip çıktı, yıllarca da kıt imkanlarla bu insanlara, peki ya bizim başımıza böyle bir şey gelirse? Bizim millet olarak gidip sığınacağımız bir karış toprak var mıdır? Ya da bize sahip çıkacak, kucak açacak bir ülke var mıdır?

Ey Türkoğlu, bir olmaktan, iri olmaktan, diri olmaktan başka bir çare var mı? Başka Türkiye yok, Türk tarihinin son kalesine sıkı sahip olmak gerekir. Allah bu Devlet’e zeval vermesin, Allah bu Millet’e akıl izan versin ki dimdik ayakta duralım.