Yakın tarihte Eskişehir’in ünlü camilerinden birine bir Cuma vakti biri gelmiş. Cami yönetiminden birine: “Kim okudu salâyı!” demiş. Yönetici: “Okuyan bizim camiden değil. Merkezden.” deyince, soran kişi: “Ben Müslümanım. Cuma namazına gelmem ama okunan bu salâ beni etkiledi. Bugün bu camide Cuma namazı kılacağım.” demiş. Cuma namazını o camide kılmış. Salâyı bu okuyan gibi ezan da layığında okunduğunda dinleyen etkilenir. 2008’in Temmuz’unda Patara’ya tatile gitmiştim. Yangın soğutma çalışmalarının sürdüğü günlerden bir öğle namazı vakti Patara’daki Eylemiş köyü camiine gittim. Şadırvanda abdest aldığımda caminin imamı: “Ezan okur musun!” dediğinde, okurum dedim. Havanın sıcaklığı nedeniyle ezanı minare dışında okudum. Ezan okurken yönüm yangın alanına dönük olduğu için devrilen çamların, mermi gibi fırlayan kozalakların, yanarak ölen hayvanların görüntüleri... Devrilen ağaçların, fırlayan kozalakların, yaralı hayvanların bağrış seslerinden etkilendim. Hem ağladım. Hem de ezanı okudum. Cami avlusundaki yaklaşık yüz kişilik cemaat ağlaşarak: “Hoca, ezan okuyuşunla bizleri ağlattın.” demeleri, anlamlı idi.

Müslüman öncelikle dininin gereği neyin doğru, neyin yanlış olduğunu bilmek zorunda… Müslüman sözünü öncelikle kendi kulağına söylemeli. Anlayan akıl doğru düşündüğünde Hz. Musa’nın asası ile Hz. Nuh’un gemisindeki sırları anlar. Musa’nın asasını sadece bir sopa olarak düşünmek eksik olur. Musa’nın asası ile Nuh’un gemisindeki sırları insanın dış ve içyapısı misali düşünülmeli ki hikmetlerine vakıf olunabilsin. Asanın bir dokunuşla denizin azgın sularını ikiye bölmesindeki ince duyguya sahiplik gerek. Sihirbazların kimyasal hile ile yaptıkları yılanları ejderha olup tek tek yutmasındaki kudretin sırrına vakıf olmak aklın işi. Okunan ister salâ ister ezan, isterse Kur’an olsun dinleyen aklın kulağı ile dinlediğinde ezanında, salânında, Kuran’ın da sırrına vakıf olacaktır. Maksadın hasılında dinleyen kulağın sorumluluğu kadar dile getireninde meziyetine bağlı. Okuyan layığında okuduğunda yerler, gökler dinlememekten hayâ ederler. Gökler ve yerler ne sağırdır, ne kördür, ne de nankördür.

İnsan aklı bir cep telefonuna dünyayı sığdırmışsa, robota tekme atacak meziyeti vermiş ise… Alemleri yaratan neleri, nelere yaptıramaz ki? Hz. Nuh tufandan kurtulmak için gemi yapmaya başlar. Nuh’un gemi yapımını duyanlardan bir güruh, Nuh’a: “Be cahil, be gafil! Kuyu dahi olmayan bu ovada gemi senin neyine? Emeğe, masrafa yazık… Bir de kanat tak da göklerde uçur bari. Aklını başına topla… Kendine gel. Yoksa biz, seni kendine getiririz.” dediklerinde Nuh: “Kimin akıllı, kimin akılsız olduğunu pek yakında göreceğiz.” der. Akıllı, olacakları önceden anlar. Akılsız da olacakları olduğunda görür. Cahilin sonunda göreceği doğruları-yanlışları akıllı önceden görür. İşin akıbeti ilk zamanlar insan için gizlidir. Ama akıllı ihtiyatı ile gelebilecek tehlikeye karşı önceden önlemini alır. Olacakların akıbetini olduran kudret ve azamet sahibinden başkası önceden bilemez. Akıl sahibi feraseti, basireti ile tedbirini alır. Hiç kimse ne zaman, nasıl ve nerede öleceğini bilmez ama ölümün mutlak olduğunu bilir.

İnsana aklı veren kudret sahibi kudretimi, haşmetimi görün diye göz… Sesimin azametini duyun diye de kulak vermiş. Verdiği gözle onun haşmetini görmemek, verdiği kulakla azametini işitmemek ahmaktan başkasının harcı olur mu? Müslüman, kuduz salgınından korunduğun gibi ahmaklıktan kendini korumalı. Saba halkına ahmaklıkları nedeniyle seher yeli bela oluverdi. Ahmaktan Hz. İsa bile kaçmış ise ahmağın şerrinden korunmamak hangi aklın işi… Hz. İsa’yı yolda koşup giderken görenler peşinden gidip kendisine yetiştiklerinde: “Ey Allah’ın Peygamberi! Bizi korkuttun neden kaçarsın?” dediklerinde, “Ahmaktan kaçıyorum. İsmi Âzam’ı okudum. Kör gördü. Sağır işitti. Ölü dirildi de ahmağa pek çok kez okumam fayda olmadı. Onun için ahmaktan kaçıyorum.” demiş. Müslüman gözün hakikati görsün, kulağın gerçekleri duysun. Öyle yaşa ki yaşayışın ahmaklığın, cehaletin Azrail’i olsun. Müslüman dilinde olan her yalanın, özünden bulunan her hilenin başına bela olacağını unutma. Başına bela gelmesini istemiyorsan hakikati dinle ve gör.

Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!