Değerli anneler ve babalar, çocuklar yarınlarımızı teslim edeceğimiz en değerli varlıklarımız. Bunun aksini iddia eden bir Türk vatandaşı olduğunu düşünmek mümkün değil.

Toplum olarak son 40-50 yılda çok hızlı bir değişim gösterdik, yaşları 50 ve üzerinde olanlar bu değişimi çocukluğundan itibaren iliklerine kadar yaşayan bir nesildir.

Dünyada ürettiği kendi kendine yetebilen bir tarım ülkesi iken, 1970’li yılların sonlarına doğru birden sanayi hamlesine kalkışmış bir ülkeye dönüşme yolunda hızlı adımlar atıldı, değişen şartlar altında sabanın sapını, pulluğun demirini bırakıp birden şehirlere göç başladı, çiftçiliği, üretimi bırakıp fabrikalardan asgari ücretle çalışan büyük bir kitle oluştu birden bire.

Sanayileşme hamlesini tamamlamadan, televizyonla, bilgisayarla, yazılımlarla, cep telefonlarıyla, dijital dünya ile tanıştık bir anda, akıllı telefonlar vazgeçilmezimiz oldu.

Bu gelişmelerin hemen ardından yapay zeka ile tanıştık. Artık araştırmadan, yorulmadan her şeye çok çabuk ulaşır olduk.

Diğer taraftan sayıları 200’ü aşkın üniversitelere sahip olduk. Çocuklarımızı geleceklerini çok düşünmeden üniversitelerin herhangi bir bölümüne kayıtlarını yaptırdık. Üniversite mezunu olunca da sahip olunan diploma gereği, masa başı işler talep ettik, çoğumuz da işsiz kaldık.

Köylerimiz, kasabalarımız boşaldı, üreten bir toplum olmaktan tüketen bir toplum haline geldik.

Köyden çıktık, kentlere yerleştik, köylü kalamadık, kentli olamadık.

Yatay mimariden, dikey mimariye geçtik, orta büyüklükte hane sayısına sahip olan bir köyü bir-iki blok halindeki sitelerde apartman dairelerine sığdırdık.

Köyde, kasabada çocuklar yani bizim kuşağımız yetişirken, konu, komşu, akrabanın oto kontrolünde, büyük bir güven ortamında büyüdü. Tüm arkadaşlarımızı akrabadan ileri bildik. Sabahtan hava kararana, akşam ezanına kadar sokakta büyüdük, herhangi bir tehlike ile karşılaşmadık, çünkü ; konu, komşu ve akrabanın gözetimi altında idik, yanlış yapan kim olursa olsun, gerektiğinde komşu anneden azar da işittik, annelerimiz, babalarımız da bilirdi ki bütün çocuklar tüm toplumun kontrolü altında idi.

Günümüze gelindiğinde sevgili dostlar, çocuğumuzu komşumuza gönderemez olduk, sokağa yalnız başına salamaz olduk. Sokağa bırakamadık, gerçek hayatı unutturduk, tamamıyla dijital dünyaya esir ettik. Şimdilerde ise çok ağır bedeller ödeyerek sonuçlarını görmekteyiz.

Bu tutum ve davranışlarımızda haksız mıyız? Kesinlikle hayır tabii ki.

Çocuklarımıza çok dikkat etmemiz gerekmekte, özellikle özel çocuğa sahip olan annelerimiz;

-Çocuğunuzda telefon varsa, mutlaka yanında bulunmasını isteyin. Yapabiliyorsanız telefonuna takip sistemi kurun.

-Sosyal medyada nerelere girip çıktığını kontrol edin, ergenliğe ulaşmış çocuklarınızın yanlış sitelere girmelerine engel olun.

-Çocuğunuzun gittiği yeri size haber vermesini isteyin.

-Çocuklarımıza bir şey olmaz demeyin, her türlü tedbiri almaya çalışın.

-Çocuğunuzun arkadaş çevresini iyi tanıyın, alabiliyorsanız irtibat numaralarını alın.

-Issız yerlere tek başına gitmesini engelleyin, her ortamda buraların çok tehlikeli olduğunu anlatıp, öğretin.

-Tanımadığı kimselerin evine gitmemesini ve girmemesini öğretin, bunun çok yanlış ve tehlikeli olduğunu anlatın.

-Kendilerini korumasını öğretin, tanımadığı insanların temas etmelerinin sakıncalı olduğunu öğretin.

-Yapabildiğiniz ölçüde, kolye, bileklik ya da herhangi bir aparata ulaşılabilecek bir telefon numarası ya da sizin için uygunsa adres, yazın, yazdırın.

Maksadımız bir korku iklimi yaratmak değildir asla, değişen şartlarda, değişen çağda tedbirli hareket etmek gerekmekte.

Şehirleşmenin bir gereğidir alınacak tedbirler.

Sevgi ve muhabbetlerimizle…