Eskişehir’in kültür ve sanat hayatı açısından güzel işlerin yapıldığı bir dönemden geçiyoruz. “2026 Eskişehir Yılı” kapsamında düzenlenen etkinlikler de şehrin bu yönünü daha fazla ortaya çıkarıyor. Bu kez karşımızda edebiyatın merkezde olduğu, şiirin, müziğin, sanatın ve hatta bisikletin aynı program içerisinde buluştuğu bir etkinlik var: Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği.

Bu yıl ilk kez düzenlenen şenliğin üçüncü günündeki programına baktığımızda aslında Eskişehir’in nasıl bir kültür şehri olduğunu bir kez daha görüyoruz. Bir tarafta yazarlar ve şairler, diğer tarafta oyuncular ve müzisyenler var. Çocuklar için atölyeler düzenleniyor, bisiklet turu yapılıyor, şiirler okunuyor, söyleşiler gerçekleştiriliyor. Yani edebiyat yalnızca salonlara sıkıştırılmıyor, şehrin yaşamına karışıyor.

Bence şenliğin en güzel taraflarından biri de bu.

Çünkü kültür sanat etkinliklerini sadece belli bir kesimin takip ettiği programlar olmaktan çıkarmak gerekiyor. Bir çocuğun yaratıcı okuma atölyesinde edebiyatla tanışması da önemli, bir gencin Can Bonomo ile sanat üzerine sohbet etmesi de. Bir vatandaşın bisikletine binip şenliğe katılması da önemli, akşam Tuna Kiremitçi’nin şarkılarına eşlik etmesi de.

Eskişehir zaten böyle bir şehir.

Sanatla, edebiyatla, müzikle ve sokak kültürüyle iç içe bir şehir. Üniversiteleriyle genç nüfusu, kültür merkezleriyle sanatçıları, festivalleriyle ve etkinlikleriyle bu konuda önemli bir birikime sahip. Yapılması gereken ise bu birikimi daha fazla görünür hale getirmek ve şehrin kültür-sanat kimliğini daha da güçlendirmek.

Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği’nin ismi de burada ayrıca anlam kazanıyor.

Çünkü Yunus Emre yalnızca Eskişehir’in değil, Anadolu’nun ve Türk kültürünün dünyaya açılan en önemli değerlerinden biri. Onun hoşgörüsü, insan sevgisi ve dili bugün hâlâ karşılık buluyor. Şenliğin farklı ülkelerden şairleri Eskişehir’de buluşturması da Yunus Emre’nin evrensel mesajıyla oldukça anlamlı bir şekilde örtüşüyor.

Üçüncü gün programında farklı ülkelerden gelen şairlerin yanı sıra Eskişehir’in ve Türkiye’nin önemli şairlerinin aynı sahnede buluşması da bunun güzel bir örneği. Farklı dillerden, farklı kültürlerden gelen insanların şiir aracılığıyla aynı duyguda buluşabilmesi, aslında sanatın gücünü bize bir kez daha hatırlatıyor.

Bir de işin gençler tarafı var.

Can Bonomo’nun söyleşisine gösterilen yoğun ilgi, gençlerin kültür ve sanata uzak olmadığını aksine doğru içerikle buluştuklarında bu etkinliklere büyük ilgi gösterdiklerini ortaya koyuyor. Aynı şekilde çocuklara yönelik gerçekleştirilen yaratıcı okuma atölyeleri de geleceğe yapılan önemli bir yatırım.

Cengiz Bozkurt’un samimi sohbeti, Tuna Kiremitçi ve Müge Alpay’ın müzik dolu programı da şenliğin farklı kesimlere ulaşmasını sağlıyor. Bir etkinlik düşünün; içerisinde çocuk var, genç var, edebiyat var, şiir var, müzik var, tiyatro var, bisiklet var. Eskişehir’in günlük yaşamıyla kültür sanatını bir araya getiren bir programdan söz ediyoruz.

Eskişehir’in kültür-sanat alanında daha fazla böyle etkinliğe ihtiyacı olduğunu düşünüyorum.

Üstelik mesele yalnızca etkinlik sayısını artırmak da değil. Bu organizasyonların kalıcı hale gelmesi, her yıl üzerine yeni şeyler koyarak devam etmesi ve Eskişehir’in kültür-sanat takviminde kendine sağlam bir yer edinmesi önemli. Çünkü şehirlerin marka değeri sadece sanayiyle, turizmle ya da ekonomik göstergelerle oluşmuyor. Bir şehri yaşanabilir ve hatırlanabilir kılan en önemli unsurlardan biri de kültürel hayatı.

Eskişehir’in burada çok büyük bir avantajı var.

Bu avantajın adı da biraz önce söylediğim gibi sadece Yunus Emre değil. Şehrin kendisi zaten başlı başına bir kültür atmosferine sahip. Yapılması gereken, bu atmosferi doğru etkinliklerle beslemek ve Eskişehir’i edebiyatın, sanatın ve müziğin buluşma noktalarından biri haline getirmek.

Uluslararası Eskişehir Yunus Emre Edebiyat Şenliği’nin ilk yılında ortaya koyduğu tablo da bu açıdan umut verici.

Dilerim bu şenlik yalnızca “2026 Eskişehir Yılı” ile sınırlı kalmaz. Önümüzdeki yıllarda da devam eder, büyür, uluslararası niteliğini daha da güçlendirir. Çünkü Yunus Emre’nin söylediği sözlerin bugün hâlâ dünyaya anlatacak çok şeyi var.

Ve bu sözlerin doğduğu topraklarda, Eskişehir’de, edebiyatın yeniden böyle güçlü bir şekilde ses bulması gerçekten güzel.

Bazen bir şehrin neşesi bir konserde, bazen bir şiirde, bazen bir çocuğun elindeki kitapta, bazen de bisikletin pedalında saklıdır.

Eskişehir’de bu neşenin adresi bu kez Yunus Emre oldu.