Tüm toplumların, milletlerin ilk ve biricik doğal topluluğu ailedir. Aile tüm toplumların temel yapı taşıdır.

Hangi toplumda olursa olsun, çocuklar aileye, dolayısıyla babaya ihtiyaçları olduğu sürece bağlı kalırlar ve ihtiyaçları biter bitmez doğal bağ kendiliğinden çözülür. Bu bağ çözüldükten sonra çocuklar aile ile birlikte kalmayı düşünüp, kalmayı tercih etmişlerse, doğal olmayan bir şekilde birlikte ve ortaklaşa yaşamayı gönüllü olarak kabul etmiş sayılırlar bir şekilde.

Ancak bu süreçte ailedeki bireyleri ve aile topluluğu belirli kuralları veya ortak değerleri benimsemek durumundadır, bu zımni ya da açık bir anlaşma şeklinde olur.

Hal böyle olunca, aile politik toplumların ilk modeli, ilk örneğini teşkil etmiş olur. Eşit ve özgür bir şekilde dünyaya gelen her bir fert böylelikle, bir takım hak ve hürriyetlerinden kendi yararları doğrultusunda vazgeçip kendi adlarına bu yetkiyi devrederler.

Baba, aile topluluğunun önderi, yöneticisi, şefi, çocuklar da halkın benzetmesidir bir anlamda. Baba aileyi sevgi ile, Devlet de halkı kurallar ve emirlerle ile yönetir.

İlk insan topluluğundan günümüze bu şekilde geliştirilmiş yönetim şekli. Demokrasi ile yönetilen toplumlar da bir toplumsal sözleşmeyi yani kendi anayasalarını yapmışlardır öncelikle.

Bir anlamda anayasa felsefesini bu şekilde anlatmak mümkündür.

Anayasalar bir devletin kimliği olma fonksiyonuna sahiptir ve siyasal gücün kullanılma şartlarını belirler.

Devleti yönetenlerin gücü elde etme, devlet gücünü yönetmede ve bu gücü istedikleri gibi yönetmede tamamıyla serbest değillerdir ve milletin anayasalar aracılığı ile oluşturduğu kurallara uyma mecburiyeti bulunmaktadır.

Anayasaların yapımında genelde kurucu gücün hakimiyeti söz konusudur, ancak anayasalar da teorik olarak zamanın şartlarına göre değişim gösterebilir, fakat bu değişim toplumun geçmişine, tarihine, geleneklerine, örf ve adetlerine sosyal ve kültürel yapısına aykırı olamaz, bu gerçekler her zaman hakim bir unsurdur. Bunun içindir ki anayasaların değişimi için oldukça zorlu sınırlar getirilmektedir.

Her ne kadar teorik olarak anayasaların değiştirilme imkanı olsa da, değişimin kapsamı ve hacmi ne olursa olsun Devletin varlık şartlarına, Devletin mayasını oluşturan değerlerin yapısına aykırı olması düşünülemez.