Kardeş manasındaki ahi kelimesinden gelen bu adın Türkçe’mizdeki karşılığının da cömert olduğu iifade edilmektedir. “Ben değil, biz” anlayışını benimseyen Ahilik teşkilatının kurucusu Ahi Evran’dır.
Ahilik teşkilatı Selçuklu zamanında kurulmuş, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda da önemli roller oynamış günümüzün Esnaf ve Ticaret Odalarının karşılığı olarak düşünülebilir.
Mesleğin geleceği açısından, çırak ve usta yetiştirilmesine çok önem verilen teşkilatın bünyesindeki esnaf birliklerinde, ustalar, kalfalar ve çıraklar bulunurdu. Çıraklıktan itibaren birlik içinde yükselmek için mesleki ehliyet ve liyakat şartı aranmaktaydı.
Çok katı kuralları olan Ahilikte, vefa, doğruluk, emniyet, cömertlik, tevazu, birlik içinde nasihat, onları doğru yola sevk etme, affedici olma ve tövbe çok önemli yer tutmakta idi.
İçki içme, yalan, gıybet, dedikodu, hile, uygunsuz tutum ve davranışlar teşkilattan atılma sebepleri arasında bulunmaktadır.
Herkesin meslek ahlakı ilkeleriyle çalıştığı o dönemde bir zanaatkarın yaptığı işte ihmal veya hileye sapılması nadiren görülen bir olaydır ancak çabuk yırtılan, bozulan ve çürüyen mallarda dahi yapılma ihtimali olan bir hile aranırdı, özellikle de en çok tartışma konusu ve en çok kullanılan ürün de ayakkabı idi.
Dolayısıyla, pabucu dama atıldı lafzı da buradan gelmektedir, ayakkabı ustasının yapmış olduğu ayakkabıda hile, bozulma, yırtılma vb. bir kusur bulunursa, usta çağrılarak uyarılır, aldığı ücret sahibine iade edilir, dava konusu olan ayakkabı da bir daha kullanılmamak üzere dama atılırmış. Bu eylem, ustanın şerefini, haysiyetini ve itibarını azaltır, müşterisinin azalmasına yol açan bir cezalandırma usulü olarak uygulanmaktaydı. Bektaşilikte düşkün olarak ifade edilen tanımlamanın benzeridir bu uygulama.
“Eline, beline, diline sahip ol.” Düsturunu benimseyen teşkilat, işine hile karıştırmamayı dürüstlüğü ve doğruluğu esas alır.
Teşkilat, ihtiyaç sahiplerini gözetir, gelen konuklar ağılanır ve toplumsal düzenin sağlanmasında önemli rol oynamakta idi.
Bütün bunların ötesinde, Ahilik teşkilatı, Osmanlı Devleti’nin kuruluşunda askeri, ekonomik, sosyal ve manevi açıdan en temel yapı taşlarından biri olmuştur. Bu teşkilat sadece esnafı organize eden bir birlik değil; aynı zamanda Bacıyan-ı Rum (Anadolu Bacıları) teşkilatının kurulmasını ve şekillenmesini, organize edilmesini sağlayan bir yapıdır.
Osmanlı tarihini biraz bilen herkesin bildiği ve Osmanlı Cihan Devleti’nin manevi kurucusu olarak bilinen Şeyh Edebali herkes tarafından saygı duyulan Ahi önderidir.
Osmanlı Devleti’nin kurucusu Osman Bey’in Şeyh Edebali’nin kızı ile evlenmesi dolayısıyla beyliğe dönemin en güçlü ve sosyal ve dini gurubu olan Ahilerin de tam desteğini almıştır.
Modern iş dünyasında uygulanan toplam kalite yönetimi, müşteri memnuniyeti, mesleki etik ve tüketici hakları gibi kavramların tam karşılığıdır Ahilik Teşkilatının kuralları ve işleyişi.
Günümüzde, mesleki standartlar ve kalite yönetimi, tüketici hakları ve müşteri memnuniyeti, esnaf odaları ve meslek kuruluşları, mesleki eğitim (çıraklık, kalfalık, ustalık) sosyal dayanışma ve esnaf yardımlaşma fonları, ahilik teşkilatının esaslarının ta kendisidir.
Kuruluşundan itibaren uzun yıllar olması gerektiği gibi çalışan ahilik teşkilatı, 16. Yüzyıl sonlarında, enflasyon, rüşvet ve dışarıdan usulsüz işyeri açılmaların başlamasıyla bozulmaya başlamış, 17 ve 18. Yüzyıllarda fabrikasyon Avrupa mallarının Osmanlı pazarına girmesi ve yerli üretimin durma noktasına gelmesi, Osmanlı’nın tüm kurum ve kuruluşlarında olduğu üzere, modern dünyaya entegre olamaması gibi sebeplerle ahilik teşkilatı çöküşe geçmiştir.
Çöküşü hızlandıran en önemli olay da Orta Sandığı (Esnaf Kesesi/Teavün Sandığı) yolsuzlukları olmuştur. Orta Sandığı, esnaftan toplanan aidatlar, bağışlar ve çıraklıktan ustalığa geçiş törenlerinden elde edilen gelirlerle finanse edilen bir sosyal güvenlik ve yardımlaşma sandığıdır.
Liyakatsız ve dışarıdan atanan yöneticiler, kredilen esnaf yerine tefecilere ve nüfuzlu kişilere dağıtılması, kayıtlarda sahtecilik ve denetim eksikliği, yeniçerilerin sandıklara el koyması, sahte yardım talepleri gibi sebeplerle, esnafı birbirine bağlayan güven zincirinin dağılması, teşkilatın önce ekonomik yapısını daha sonra da idari yapısını işleyemez hale getirmiş ve bu güzide kuruluş tarihin tozlu yapraklarına karışmıştır. Günümüze örnek olacak sebep ve sonuçlar yüzünden üç asırlık koskoca bir yapı yok olmuştur.
Ders alınsaydı hiç tarih tekerrür eder miydi?