Bir önceki hafta Yugoslavya’nın parçalanmasından başlayan bir yazı kaleme almıştık. Bu yazıyı hazırlarken bir başka hikaye geldi aklıma. Çocuklarımız Eskişehir’de bir ilkokulda öğrenci iken, yabancı ülkelerden 23 Nisan dolayısı ile öğrenci kabul edip, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı kutlamaları haftası dolayısı ile misafir öğrenci kabulü ile yapılan şenliklere renk katma geleneği gelişmişti.

Şehrimizde bir özel okulun bu şekilde bir program yapacağı ve okulumuzun da Bosna-Hersek’ten öğrenci folklor gurubu ağırlayacağı duyurularak, çocuklarımızın cinsiyetine göre, erkek çocuğunuz var ise erkek öğrenci, kız çocuğunuz var ise kız öğrenci misafir verecekleri iletildi bizlere.

Kızımızın bahis konusu okula devam etmesi sebebiyle Okul İdaresi bize de iki kız öğrenci misafir etmemiz konusunda talepte bulunması üzerine biz de bu isteği kırmayıp iki kız çocuğu misafir etme kararı aldık.

23 Nisan programı başlamasından bir gün önce misafir öğrenci gurubunu taşıyan otobüs okul bahçesine geldiğinde, gelen misafir gurubu otobüsten inmiyor, çocukları misafir edecek aileler de onların inmesini beklerken, bir yetkili bir yanlış anlaşılma olduğunu, gelen öğrenci ekibinin Sırbistan’dan geldiği için ailelerin yanına yerleşmekten çekindiklerini, dolayısıyla güvenlik açısından bir otele yerleşmek istedikleri ifade edildi.

Bosna-Hersek katliamlarının üzerinden daha çok bir süre geçmemiş, hatıralarda canlılığını koruyor, haliyle Türk’lerin de gelen çocuklara iyi davranmayacağı düşüncesi hasıl olmuş ki çekiniyorlar diye bir açıklama yapıldı bizlere.

Uzun süren konuşmaların ardından misafir çocukları, çocuklarımız ile karşılayıp ev sahipliği yapacak aileler kabul edip evlere götürmeye başladık.

Biz de verilmesi planlanan iki kız çocuğunu teslim alıp, evimize getirdik. Haliyle çocuklar yabancı bir ülkeye gelmenin, devletlerinin Bosna-Hersek’e yaptıklarının sonuçlarının ürkekliği ile, onlara ayırdığımız odaya girdiler. Fakat çok çekingen, korkak ve ürkek davranıyorlar. Gurubun en büyük çocukları, gurup liderleri verildi bizlere.

Bilmiyorlar ki bir Türk’e gelen misafir baş tacıdır onlar için. Misafir Allah’ın emanetidir. Hiçbir savaşta dahi tarihimizde kadına, çocuğa, garip gurebaya aman dileyene el kaldırmadığını öğretmemişler ki çocuklarına.

İlk günden sonra çekingenliklerini attılar biraz çocuklar. İngilizceyi de o yaştaki çocuklar bizden de iyi biliyorlar. Ortak dil olarak İngilice’de anlaştık, meramımızı anlatacak kadar bildiğimiz İngilizce ile birbirimizi anlamaya başladık. Uzun süre Osmanlı Cihan Devleti’nin yönetiminde kaldıkları için dillerinde birçok Türkçe kelime de var. Çocuklardan birisinin anası-babası orada akademisyen, diğerinin babası tramvay sürücüsü, anası bir çorap fabrikasında işçi. Ülkelerine döndükten sonra uzun bir süre de, anası babası işçi olarak çocukla irtibatı sürdürdük.

İkinci ya da üçüncü günü, Yugoslavya’nın dağılmasından sonra ortaya çıkan devletleri sordum çocuklara. Tüm ülkeleri sayıyorlar bir ülke hariç. Tahmin edersiniz ki Bosna-Hersek’i ısrarla dile getirmiyorlar, yok sayıyorlar.

Kendimce diyorum ki; aileler çok küçük yaşta işlemişler çocukların beyinlerine, Bosna-Hersek yok hükmünde onlar için. Öyle bir Sırp milliyetçiliği işlemişler ki neredeyse şovenizme yakın bir derecede. Bize gelince onların çocuklarına işledikleri milliyetçilik duygusunun yarısını öğretebildik mi evlatlarımıza.

Ders alabilene sivrisinek saz, alamayana davul zurna az…