Türkiye tarihini anlamak için Kurtuluş Savaşı öncesi ve sırası dünya devletlerinin birbiriyle niyet ilişkilerini bilmek gerek. 1914 Yılında başlayıp 1918 yılı sonlarına kadar devam eden Birinci Dünya Savaşının çıkış nedeni ve sonuçlarını bilmeden Kurtuluş Savaşını değerlendirmek nakıs olur. Birinci Dünya Savaşının çıkışına ana neden emperyalist devletlerin çıkar ve menfaatlerinin bozulması üzerine dünya coğrafyasını kendi aralarında yeniden paylaşıma kalkışmalarıdır. Küçüklü-büyüklü diğer devletleri de etkileyen Birinci Dünya Savaşı, insanlık tarihinin en kanlı savaşı… Emperyalist güçler sömürü için insaf ve vicdanı benliklerinden sökü atarak Birinci Dünya Savaşını başlattılar. Vicdan, kişinin iyiyi kötüden ayırmasını sağlayan ahlaki muhakemesi... İnsaf ise ahlaki muhakemenin dışa yansıyan ölçü ve adil davranış hâlidir. Vicdan esasta bir duygu iken, insaf bu duygunun eylem ve aksiyona dönüşmesi durumudur. Dünya coğrafyasını kan gölüne çeviren Birinci Dünya Savaşının neticesi pek çok devlet parçalandı, yakıldı, yıkıldı. Parçalanan devletler, parçalanma sonucu bazıları önemli ölçüde toprak kaybetti. Bazıları da yıkıldı, yok oldu. Bazılarının yerlerine de yenileri kuruldu.
Birinci Dünya Savaşı öncesi ve sonrası dünya coğrafyasına bakıldığında değişiklikler daha net görülecektir. Bir zamanların güçlü Osmanlı İmparatorluğu 17. yüzyılın sonlarına doğru gerilemeye başlamış. Osmanlı İmparatorluğu gücünü yitirdikçe güç birliği ile güçlenen Avrupa Devletleri karşısında, topraklarını korumakta sıkıntıyla karşı karşıya kalmış. Kapitülasyonlar, Osmanlı Devletinin egemenliği üzerinde ciddi sorunlar oluşturulmuş. Osmanlıyı “Hasta Adam” olarak görmeye başlamışlar. Emperyalistler “Doğu Sorunu” adı altında, hasta adamın ölüm durumunda mirasına iştah kabartmışlar. Mirasın nasıl, ne şekilde paylaşılacağını gündeme almışlar. Yedi düveli Osmanlı’nın üzerine sürmüşler. Savaş sonrası Amerika Birleşik Devletlerinin çekimserliği, İngilizler ile Fransızların bazı konularda anlaşarak İtalya ile Japonya’nın desteğiyle “Sulh ve Barış” adına Avrupa kıtasını karma karışık etmişler. Birinci Dünya Savaşı sonrası çok uluslu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu parçalanmış. Almanya’nın batısındaki bazı topraklar Fransa’nın eline geçmiş. Daha önce ortadan kaldırılan Polonya ile Çekoslovakya yeniden kurulmuş. Avusturya topraklarının bazı kısımları İtalya’ya bırakılmış. Bu durum Avusturya’nın küçülmesinde rol oynamış.
İngilizler, Fransızlar ve Japonlar arasında Almanya’nın sömürgeleri paylaşılmış. Bulgaristan iyice daraltılmış. Osmanlı Devleti’nin başına gelenlere ise tarih tanık! Yenidünya düzeniyle saldırılar sonucu ortaya çıkan haksızlıklar başta Türkler, Almanlar ve haksızlığa uğrayan öteki ulusların tepkisine yol açmış. Gözü dönmüş emperyalistler, Türk Milleti’ni tümden yok etmeye kalkışmışlar. Ama Türk Milleti’nin Milli Mücadelesi diğer uluslar da tarihi örnek olmuş. Türk Milleti, milli mücadelesi ile ulusal egemenliğe dayalı yeni Türk Devletini kurmayı başarmış. Atatürk’ün ısrarla üzerinde durduğu iki önemli konu oldu. Konulardan biri “Tam Bağımsızlık” diğeri de “Milli Egemenlik” idi. Bu iki önemli esas Türk Milletinin haysiyetli ve şerefli bir millet olarak yaşamasının ana nüvesidir. Türk milleti esir yaşamak yerine ölmeyi evlâ gören bir millettir. Kurtuluş Savaşında Türk Milleti’nin hürriyet ve istiklâli uğruna Atatürk’ün “Ya İstiklâl Ya Ölüm” diyerek düşmanı yurttan kovmayı hedef göstermiş. Bu millet Kurtuluş Savaşındaki azim ve kararlılığı ile 30 Ağustos 1922’deki kahramanlığıyla Kurtuluş Savaşını zafere dönüştürmeyi başarmıştır.
Türk Milleti’nin 30 Ağustos 1922’deki zaferi, güç zehirlenmesine tutulmuş şımarık emperyalistlere akıllarını başlarına almaları gerektiğini bildiren zafer tokadıdır. Türk Milleti’nin 30 Ağustos zafer tokadı insanlığı öldürmek için değil insan onurunu yeniden yaşatmak için zorbaya vurduğu can suyu tokadı oldu. Kurtuluş Savaşının gayesi yegâne tam bağımsızlıktır. Türk Milleti’ne göre bağımsızlık, şekli bir bağımsızlık değil ekonomi dâhil her alanda tam ve kalıcı bağımsızlıktı. Çıkarları uğruna insanlığa Birinci Dünya Savaşı gibi acılar yaşatan emperyalist güçlerin oyunlarına karşı teyakkuz hâlinde durmak her milletin istiklal ve istikbali için olmazsa olmazların başında gelir. Eskiler: “Su uyur, düşman uyumaz.” derlerdi. Çıkarları söz konusu olduğunda hak-hukuku üstün tutan başkalarını da ezip geçen emperyalist zihniyetin gülen yüzüne aldanmamak gerek.
Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!