Kılavuz kargadan beterdir, şeytan ve şeytan karakterli insanlar. İnsanın peşine takılmaya görsünler.
Vay, onların ağına düşmüş divanenin hâline! Şeytan, insanı evvel emirde düşman bellemedi. Düşmanın
şerrinden emin olmak gaflet, cehalet veya dalâlettir. Şeytan ve düşman, kontrolü güç ateşe benzerler.
Şeytanın mayası ateştir. Onun ateşine düşen yanar. Şeytanın hilesinden güvenli olmak için basiret,
feraset, dirayet ve liyakatli olmalı. İnsan, şeytanın şerrinden akıllı irade ile korunur. Gayrısı, kişinin
kendisini aldatmasıdır.

İnsan varlıklarıyla ilahi sınava tabidir. Sınav bilincini yitiren, şeytanın ağına düşer. Şeytanın işi, beşeri
şaşırtmaktır. Sınav mağlubu yapmaktır. Aklı iğfal ederek insanı iyiliklerden uzaklaştırıp kötülüklere
bulaştırmaktır. Hiçbir akıl sahibi yaşam sınavdan muaf değildir. Her kim olursa olsun iyiliklerinin
mükâfatını, kötülüklerinin de mücazatını mutlak görecektir. Sevgiyi, saygıyı, hoşgörüyü, merhameti,
hakkaniyeti istismar edenler şeytanın dostları olan din bezirgânlarıdır.

İyilikler ve kötülükler insanı yücelten ve alçaltan iki farklı durum. İnsanın sınavı iyilik ve kötülükleridir.
Casiye suresi ayet: 15-21’de, Allah: “Kim iyi bir eylem işlerse kendi lehine işlemiş olur. Kim de kötülük
yaparsa kendi aleyhine yapmış olur. Sonra Rabbinize döndürüleceksiniz… Yoksa kötülük işleyenler
kendilerini iyi işler yapanlarla hayat ve ölümlerinin bir olacağını mı zannediyorlar? Ne kötü hüküm
veriyorlar.” buyuruyor. Herkes kendisine yakışanı yapar. Allah, meleklere karşı insanla iftihar edeceğini
bildirmiş. Allah’ın meleklere karşı iftihar ettiği insana ne mutlu! Allah’ın kendisiyle iftihar etmesini
isteyenler haramlardan kaçınırlar. Aklı olan ifrat ve tefrite bezenerek şeytanı mutlu etmez. Bilakis,
kötülüklerden kaçınıp iyiliklerle donanarak şeytanı ve şeytan ruhluları sukut-u hayale uğratır.
Şeytan, kimlerle uğraşmadı? Âdem’den Havva’ya, İbrahim’den İsmail’e, Yakup’tan Yusuf’a, Eyüp’ten
tüm insanlığa uğraştı. Uğraşacak da… O ki, bazı peygamberleri bile yanlışa sürüklemişse, normal
insana neler yapmaz? Ya da neler yaptırmaz? Hz. Yakup’a, Allah: “Oğlun Yusuf’u kardeşlerine değil
bana emanet etmeliydin!” hatırlatmasında bulundu. Hz. Davut’a, iki kardeş arasındaki hak taksimatı
sırasındaki taraflardan birini dinleyip karar vermesi üzerine: Bir daha her iki tarafı da dinlemeden karar
verirsen seni peygamberlik defterinden silerim!” hükmüyle uyardı.

Şeytanın ağına düşen insaf ve vicdanını kaybeder. İnsafsız ve vicdansızın adalet duygusu yoktur.
Adaletsiz insan helali haram, haramı helalle karıştırır. Helali göz ardı edip haramları mubah sayar. Hangi
Müslüman helali haram, haramı helalleştirebilir? Bakara suresi, ayet 168-169’da Allah: “Ey insanlar!
Yeryüzündeki helal ve temiz olanlardan yiyin. Şeytanın izinden gitmeyin. O, size apaçık bir düşmandır…
O, size kötülüğü, hayâsızlığı ve Allah’a karşı bilmediğiniz şeyleri söylemenizi emreder.” buyuruyor.
Şeytanın insanı alt etmek için kullandığı kozlar servet, şehvet ve şöhret hırslarıdır.

Şeytan, Züleyha’nın Yusuf’a olan şehvetini ateşleyip onu sefalete sürükledi. Ta ki, aklını başına alıncaya
kadar... Sosyal çevrede horlandı ve aşağılandı. Ne zaman hakikatte inandı, kurtuluşa erenlerden oldu.
Bir başka örnekte de şehvet ateşi Kabil’i kardeş katili yaptı. Salebe ve Karun’u perişan enden de servet
aşkıdır. Daha iyi kulluk yapacakları zannındaki servetleri kendilerini kanaat, insaf ve vicdandan mahrum
etti. Kontrolsüz servet, felaketleri oldu. Nemrut ve Yezit şöhret tutkunluğundan mahvı perişan oldular.
Servet, şöhret ve şehvet kontrolden çıktığında zulme dönüşür. Servet, şehvet ve şöhret sevgisi kişide,
Allah sevgisinden daha ağır bastığında vah o kişiye.

Mazlumu mağdur eden zalim bu dünya mahkemelerinden kurtulsa bile ilahi adaletten kurtulamaz. İlahi
adaletten kimse kaçamaz. İnsan yaptığı iyilik ya da kötülüklerden nihai mahkemede duruşmaya çıkarılır.
İyilik yapan mükâfatını hakkınca alır. Kötülük eden de hukukunca cezasını çeker. Oradaki mahkemenin
ne bir dahası ve ne de bir üst davası yoktur. Kişinin “Mahkeme-i Kübra’da” duruş hâli, namazdaki duruş
ahvalidir. Müslüman namazını o minval üzere kılmalı. Namazda kişi, Allah’a haklar manzumesinden
hesap veriyormuş gibi bilinçli olduğunda gönlü ürperir, aklı silkelenir. Ve sair azaları titrer. İşte namazın
haz ve huşu vaziyeti böyle olur. İnsan, haramlara oruç hâli gibi kapalı olmadıkça şeytanın ağına
düşmesi an meselesidir.

Namaz ve oruç gibi ibadetler şahsi ibadetlerdir. Hac gibi, zekât gibi başkalarıyla müşterek yapılan
bedeni ve mali ibadetler vardır. Bir de başkalarıyla hak, hukuk zuhurlu davranışlar… Müslüman
başkalarının haklarına tecavüz etmemekte namaz hâli gibi duruş, oruç vaziyeti gibi tutum sergilediğinde
şeytana karşı zafer kazananlardan olacaktır. Haramdan uzak duran ve mazlum ahı almayanın sorgusu
elbet kolay olacaktır. Şeytan, sağlam akıl ve güçlü iradeye yenik düşer. O şeytan, Hz. Eyüp’ün pozitif
düşüncesine bir türlü fit sokmayı başaramadı. Allah da, Eyüp’e mükâfat olarak tüm zayi ettiklerini
ziyadesiyle yeniden verdi.

Müslüman, İslami kimlik ve kişiliğe sahip oldukça şeytan onu aldatamaz ve yanıltamaz. Hâl böyle olunca
Müslüman’da başkalarını aldatmak ve kandırmak için şeytani hilelere başvuramaz. Şeytani hâllerle
vaziyet alamaz. Hele şeytanın avukatlığına hiç soyunamaz. Müslüman, ayarı bozuk şakul gibi hileli
duruş yapamaz. Müslüman, şeytani hileleri kendine ilke edinip İslam’a tezatlı davranışlarla hâllenemez!
Ömrünüz uzun, kazancınız bereketli olsun! Hoşça kalın! Dostça kalın!

Yunus Emre GÜLLÜ-04 KASIM 2021 / Milli irade