Bölgemizin açık bir ateş çemberine döndüğü, Orta Doğu’da sınırların ve güç dengelerinin kanla yeniden sınandığı bir dönemde; siyasette ve güvenlik sahasında atılan adımları yalnızca günlük polemiklerle izah etmek büyük bir yanılgı olur. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın altını çizdiği, MHP Lideri Devlet Bahçeli’nin ise bizzat oyun kurucu bir iradeyle hayata geçirdiği "iç cepheyi tahkim etme" hamlesi, devlet mekanizmasının en kritik ve stratejik katmanlarında somut bir karşılık buluyor.
Bu tahkimat yalnızca siyasi bir söylemden ibaret değildir; sahada gece gündüz demeden canla başla çalışan Emniyet, Jandarma ve Millî İstihbarat Teşkilatı’nın kararlı operasyonlarıyla perçinlenmektedir. İçişleri Bakanlığı’nın kökü nereye uzanırsa uzansın hiçbir ayrım gözetmeksizin organize suç odaklarının üzerine kararlılıkla gitmesi, Adalet Bakanlığı’nın ise geçmişe dönük faili meçhul dosyaları tek tek aydınlatma yönündeki tavizsiz çabası takdiri fazlasıyla hak ediyor. Hukuk ile güvenliğin bu senkronize yürüyüşü, devlet otoritesini sokakta mutlak kılan en temel sütundur.
Nitekim bu iradenin siyaset zeminindeki izdüşümü de hız kesmeden devam ediyor. Geçtiğimiz günlerde MHP Genel Merkezi’nde, Sedat Şahin ile Burhanettin Saral arasındaki 20 yıllık kanlı husumetin bizzat Devlet Bahçeli’nin riyasetinde sonlandırılması, satranç tahtasındaki en kritik eşiklerden biriydi. Bu tarihi barışmanın hemen akabinde gelen ikinci çıkış ise resmi tamamladı: MHP Genel Başkan Yardımcısı İsmail Özdemir, Bahçeli’nin "Ülküdaşımızdır" sözünü hatırlatarak Sedat Peker için "Allah izin verirse kendisi ve ailesi yakında vatanımıza kavuşacaktır" ifadeleriyle dikkat çeken bir paylaşımda bulundu. Peş peşe atılan bu iki adım, sıradan birer asayiş ya da siyaset gelişmesinin çok ötesinde, iç cepheyi tahkim etmeye dönük stratejik bir aklın hamlesidir.
Geleneksel Kabadayılık Kültürü ve Bahçeli’nin Denge Hamlesi
Süreç okunurken, yeraltı ile sokak arasındaki çizginin nasıl tanzim edildiğini de doğru anlamak gerekir. Devlet Bahçeli’nin bizzat "dava arkadaşım" olarak nitelediği Alaattin Çakıcı, yalnızca siyasi alanda değil; sokakta ve geleneksel camiada tartışmasız bir ağırlığa sahiptir. Benzer biçimde, Bahçeli ile köklü bir dava ve gönül bağı bulunan Kürşat Yılmaz da sahadaki güçlü nüfuzuyla dikkat çeken bir diğer kritik figürdür. Her iki isim de kendilerini yozlaşmış, ilkesiz ve uyuşturucu parasıyla semiren modern mafya kalıplarının dışında; geleneksel Türk kabadayılık ahlakı ve milliyetçi reflekslerle tanımlamaktadır. Sokakta kurdukları bu geleneksel otorite, özellikle son yıllarda mantar gibi türeyen, sosyal medya üzerinden beslenen kontrolsüz ve kuralsız yeni nesil çetelerin yayılmasına karşı sahada fiili bir denge ve set vazifesi görmektedir.
90’lardan Ergenekon’a, Balkanlar’dan Dubai’ye Uzanan Çizgi
Peki, kimdir Sedat Peker ve neden bu denklemin merkezindedir?
90’lı yılların güvenlik bürokrasisi içinde adı emekli Tuğgeneral Veli Küçük ile anılan, devlet-siyaset-mafya tartışmalarının odağında yer alan Peker, 2000’li yıllarda Kelebek Operasyonu ve ardından Ergenekon kumpas davalarıyla cezaevi sürecine girdi. Kumpasın çökmesi ve tahliyesinin ardından iş insanı kimliğiyle miting meydanlarına inse de yeraltının kadim dengeleri hiçbir zaman durulmadı. Özellikle geçmişe dayanan köklü rekabetler ve gruplar arası derin husumetler, sokakta her an patlamaya hazır birer fay hattı olarak varlığını korudu.
2020 başında hakkındaki yeni soruşturmalar arifesinde Türkiye’den ayrılarak Kuzey Makedonya ve Karadağ hattına geçen, ardından Fas üzerinden Birleşik Arap Emirlikleri’ne (Dubai) uzanan yurt dışı rotası; Nisan 2021’de evine yapılan polis baskınıyla başka bir boyuta evrildi. Dubai’den yayınladığı YouTube videoları ve iddialarla iç siyaseti sarsan, sonrasında ise dijital bir tecrit altına alınan Peker gerçeği, sınırların ötesinde kontrolsüz biçimde bekletilen açık bir yara haline geldi.
Sahadaki Boşluk ve Yeni Nesil Çeteler
Peker’in yurt dışına çıkması ve geleneksel yapıların tasfiyesi, sokakları sakinleştirmedi; aksine çok daha tehlikeli bir tablonun önünü açtı. Geleneksel yapıların bıraktığı boşluğu; ideolojisiz, TikTok ve sosyal medya üzerinden devşirilen, uluslararası uyuşturucu kartellerinin taşeronluğunu üstlenen motosikletli suikast timleri ve çeteler doldurdu. Sokaktaki bu kontrolsüz başıboşluk, kamu düzenini ve milli güvenliği doğrudan tehdit eden bir asayiş krizine dönüştü.
İşte tam bu noktada devreye giren irade çok açık bir mesaj veriyor: Kapıdaki fırtınaya karşı içeride hiçbir gedik, yabancı servislerin manipülasyonuna açık hiçbir aparat bırakılmayacak.
Devlet Aklı Ne Yapıyor?
Dışarıda tecrit altındaki aktörlerin yabancı istihbarat servislerinin etki ajanlığına ya da şantaj mekanizmalarına malzeme yapılmasını engellemek; içeride ise çatışma enerjisini devletin kırmızı çizgileri içinde tamamen nötralize etmek...
"Terörsüz Türkiye" vizyonunun altyapısı kurulurken; içeride kaos, şantaj ve istikrarsızlık üretebilecek tüm damarların tek tek kurutulması hedefleniyor.
Yeraltı dünyasının hesaplarını kapatıp sokaktaki kontrolü mutlak surette tahkim etmeyen bir irade, sınırlarının ötesindeki jeopolitik kuşatmaya karşı yekpare bir duruş sergileyemez. Bahçeli’nin attığı bu ezber bozan adımlar, şahsi bir tercihin değil; küresel kırılma anında Türkiye’nin iç bünyesindeki bütün çatlakları kapatmaya azmetmiş derin bir devlet aklının tezahürüdür.
Günün sonunda tablo nettir: Türkiye, bölgesindeki büyük hesaplaşmaya hazırlanırken kendi içindeki dağınıklığı ve açık gedikleri hızla tasfiye ediyor.