Önceki gün Eskişehir'de yaşanan iki olay, üzerinde uzun uzun düşünmemiz gereken bir gerçeği yüzümüze çarptı.
Birinci olayda henüz 15 yaşındaki bir çocuk, motosiklet kullanırken yakalanıyor. Ehliyeti yok. Yasal olarak zaten motosiklet kullanma hakkı da yok. Sonuçta hem kendisine hem de motosiklet sahibine toplam 101 bin liralık ceza kesiliyor. Olayın en dikkat çekici kısmı ise ceza tutanağının kesilmesi değil. İşlemler devam ederken olay yerine gelen ablasının, kardeşinin elindeki ceza tutanağıyla fotoğraf çekmesi...
İkinci olayda ise 19 yaşındaki bir sürücü... Ehliyetsiz, kasksız ve üstelik sahte plakayla trafikte yakalanıyor. Sonuç 182 bin 500 liralık ceza.
Bu iki olayın ortak noktası sadece yüksek ceza miktarları değil. Ortak nokta, trafik kurallarının ne kadar hafife alındığını göstermesi. Son dönemde cezaların artırılması sık sık tartışılıyor. Kimisi "Bu kadar ceza olur mu?" diyor. Oysa mesele sadece rakam değil. Trafik kuralları, devletin vatandaşı cezalandırmak için koyduğu kurallar değildir. İnsan hayatını korumak için vardır.
15 yaşındaki bir çocuğun motosikletle trafiğe çıkabilmesi, aslında sadece o çocuğun sorumluluğu değildir. O motosikleti kim verdi? Anahtarı kim teslim etti? Ailesi bunun farkında mıydı? Bu soruların da cevabını aramak gerekiyor.
Çocuklar her zaman doğru karar veremeyebilir. Gençler bazen kendilerini yenilmez sanabilir. İşte tam da bu noktada ailelerin sorumluluğu başlıyor. "Bir şey olmaz" anlayışıyla verilen her izin, telafisi olmayan sonuçlar doğurabilir. Çünkü trafikte yapılan küçücük bir hata bazen bir ömrü değiştirmeye yetiyor.
Elbette denetimler de son derece önemli. Eskişehir polisinin özellikle motosikletlere yönelik yaptığı uygulamaların kararlılıkla sürdürülmesini doğru buluyorum. Çünkü denetimin olmadığı yerde kuralın caydırıcılığı da azalıyor. Bugün kesilen ceza belki bir kişinin canını cebinden yakıyor ama yarın yaşanabilecek bir kazanın önüne geçiyorsa, asıl kazanç budur.
Ancak hiçbir ceza, kaybedilen bir canı geri getiremez. Bu nedenle çözüm sadece ceza yazmakta değil; ailelerin daha bilinçli davranmasında, çocuklarını korumasında ve trafik kurallarına saygıyı küçük yaşlardan itibaren öğretmesinde yatıyor.
Trafikte özgürlük, kuralsızlık değildir. Direksiyonun ya da gidonun başına geçmek, sadece aracı hareket ettirmek değil, aynı zamanda büyük bir sorumluluğu da omuzlamaktır.
Umarım bu iki olay, sadece ceza haberleri olarak hafızalarda kalmaz. Hem ailelere hem de gençlere önemli bir ders olur. Çünkü bazen en büyük ceza, para cezası değil; ihmalin ardından yaşanan pişmanlıktır.