Bir şehrin geleceğini anlamak için yalnızca caddelerine, binalarına ve fabrikalarına bakmak yetmez. Bazen toprağın altına da bakmak gerekir. Eskişehir için bugün tam da böyle bir dönemin kapısı aralanıyor. Beylikova ve Sivrihisar hattındaki nadir toprak elementleri, toryum, barit ve florit kaynakları, son dönemde atılan adımlarla yeniden gündemin önemli başlıklarından biri haline geldi. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar’ın “Eskişehir madenin başkenti” sözü de bu tabloyu farklı bir açıdan ortaya koyuyor. Peki Eskişehir, toprağının altındaki bu zenginliği nasıl bir geleceğe dönüştürecek?

Çünkü nadir toprak elementleri; savunma sanayisinden elektroniğe, enerji teknolojilerinden elektrikli araçlara ve havacılığa kadar yüksek teknoloji gerektiren pek çok alanda kullanılıyor. Bu nedenle Beylikova’daki kaynakları yalnızca bir maden sahası olarak görmek eksik kalır. Asıl değer, madeni çıkarmaktan çok işleyebilmekte, ayrıştırabilmekte ve yüksek katma değerli ürünlere dönüştürebilmekte.

Aslında Türkiye de tam olarak bu noktaya odaklanıyor. Beylikova’da 2023 yılında faaliyete geçen pilot tesiste bazı nadir toprak elementlerinde yüzde 92-93 seviyesinde saflığa ulaşıldı. Ancak hedef bununla sınırlı değil. Daha yüksek saflığa ulaşmak için farklı ülkelerle teknoloji konusunda görüşmeler yürütülüyor. Avrupa, Kanada ve Avustralya da bu görüşmelerin yapıldığı ülkeler arasında.

Bir sonraki aşama ise endüstriyel tesis. Bakanlık, 2026 yılı içerisinde tesisin temelinin atılmasını hedefliyor. Planlanan tesisin yıllık yaklaşık 570 bin ton cevher işlemesi öngörülüyor. Yani Beylikova’da artık yalnızca rezervin büyüklüğünden değil, bu rezervin nasıl işleneceğinden söz ediyoruz.

Eskişehir sadece maden çıkaran bir şehir mi olacak, yoksa bu kaynaklardan teknoloji üreten bir merkez mi? Üniversiteler, mühendisler, sanayi kuruluşları ve gençler bu sürecin içine ne kadar dahil edilecek? Çünkü gerçek ekonomik değer yalnızca yerin altından çıkarılan kaynakta değil, o kaynağın etrafında oluşturulan bilgi, teknoloji, istihdam ve üretimde yatıyor.

Üstelik Bakan Bayraktar, Beylikova’daki sahanın devlet eliyle işletileceğini de açıklamış durumda. Bu da önümüzdeki sürecin yalnızca bir maden çıkarma faaliyetinden ibaret olmayacağını gösteriyor. Hedef, stratejik bir kaynağın Türkiye’nin kendi teknolojisi ve üretim gücüyle değerlendirilmesi.

Elbette bu süreçte çevrenin korunması da en az ekonomik kazanç kadar önemli. Su kaynakları, tarım alanları, atık yönetimi ve madencilik faaliyetlerinin bölgeye etkileri bilimsel ve şeffaf biçimde ele alınmalı. Sonuçta mesele sadece “Eskişehir’in altında ne var?” sorusu değil. Asıl soru, Eskişehir’in altında bulunan bu zenginliğin Eskişehir’in geleceğine ne katacağı.