Hepimizin bildiği gibi dün memurların ve emeklilerin merakla beklediği enflasyon oranı açıklandı. Buna bağlı olarak maaş artışları da belli oldu. En düşük emekli aylığının yaklaşık 23 bin 550 TL seviyesine yükselmesi bekleniyor.

Bu gelişmenin ardından emekli örgütleri yine alanlardaydı. Maaşların yetersiz olduğunu dile getirdiler, insanca yaşayabilecekleri bir ücret talep ettiler. Bu ilk eylem değildi, muhtemelen son da olmayacak. Çünkü enflasyonun yükünü en ağır hisseden kesimlerden biri emekliler.

Buraya kadar hiçbir sorun yok. Ancak CHP Eskişehir Milletvekili Jale Nur Süllü’nün protesto edilmesi, yuhalanması ve alandan ayrılmak zorunda bırakılması, işte orada durup düşünmek gerekiyor. Çünkü bu yalnızca bir milletvekiline gösterilen tepki değildir. Bu, demokrasiye, vefaya ve siyasi nezakete yakışmayan bir görüntüdür.

Üstelik Jale Nur Süllü bugün ilk kez emeklilerin yanında duran bir siyasetçi de değildir. Eskişehir’i ilgilendiren birçok konuda sahadaydı. İşçilerin hak arama mücadelelerinde vardı. Emeklilerin eylemlerinde vardı. Şehrin sorunlarında vardı.

Dün alkışlanan bir ismi, bugün sadece parti içindeki farklı bir siyasi duruş sergilediği için yuhalamak gerçekten sorgulanması gereken bir tavırdır.

Eylemde Tüm Emeklilerin Sendikası Eskişehir Şube Başkanı Ali Paşa Şanlı, Jale Nur Süllü’nün alandan ayrılmasını istedi. Ardından DİSK Emekli-Sen Şube Başkanı Hatice Kılıç ise milletvekilini eyleme kendisinin davet ettiğini açıkladı.

İşte tam da burada şu soruyu sormak gerekiyor. Hem siz davet edeceksiniz… Hem davetinize icabet eden bir milletvekilini kalabalığın önünde yalnız bırakacaksınız… Hem de yuhalanmasına sessiz kalacaksınız… Bunun adı ne dayanışmadır ne de demokrasi.

Daha da önemlisi… Dün Jale Nur Süllü, CHP’nin değerli bir milletvekiliydi. Dün alkışlanıyordu. Dün “iyi milletvekili” deniliyordu. Peki bugün ne değişti? Bir yolsuzluk mu yaptı? Milletin malına mı el uzattı? Çaldı mı? Çırptı mı? Görevini kötüye kullandığına ilişkin kesinleşmiş bir yargı kararı mı var?

Hayır… Değişen Jale Nur Süllü değil. Değişen, ona bakanların siyasi bakış açısı. Sadece parti içindeki farklı bir siyasi tercihi nedeniyle dün omuz omuza yürüdüğünüz bir insanı bugün dışlamak, ne vicdanla ne de siyasi ahlakla bağdaşır.

Cumhuriyet Halk Partisi yüz yılı aşan bir siyasi gelenektir. Bu partide genel başkanlar değişmiştir. İl başkanları değişmiştir. Milletvekilleri değişmiştir. Belediye başkanları değişmiştir. Ama CHP’yi ayakta tutan şey, farklı görüşlerin aynı çatı altında siyaset yapabilmesidir.

Jale Nur Süllü’nün geçmişte Kemal Kılıçdaroğlu ile çalışmış olması da, bugün onu desteklemesi de en doğal demokratik hakkıdır.

Son dönemde CHP’li bazı belediyeler ve yöneticiler hakkında kamuoyuna yansıyan soruşturmalar ve iddialar nedeniyle parti içinde farklı değerlendirmeler yapılmaktadır. Kimileri mevcut yönetimin devam etmesini savunurken, kimileri de partinin yeniden toparlanması gerektiğini düşünmektedir.

Jale Nur Süllü de belki Kemal Kılıçdaroğlu’nun partiyi yeniden toparlayabileceğine inanıyor. Belki CHP’nin yeniden güçleneceğini düşünüyor. Belki farklı bir siyasi değerlendirme yapıyor. Buna katılabilirsiniz. Katılmayabilirsiniz. Ama bu düşünceyi savunduğu için bir milletvekilini hain ilan etmek, konuşturmamak ya da meydanlardan kovmaya çalışmak, demokrasiye hizmet etmez.

Jale Nur Süllü, Kemal Kılıçdaroğlu’nu destekliyor diye AK Partili olmadı. Muhalefetin milletvekili olmaya devam ediyor. Emeklilerin sorunlarını dün de dile getiriyordu, bugün de getirmeye devam ediyor. Destek vermek için geldiği bir alanda böylesine bir tavırla karşılaşması, en hafif ifadeyle büyük bir haksızlıktır.

Bir de sürekli dillerden düşürmediğiniz bir slogan var: “Kurtuluş yok tek başına; ya hep beraber, ya hiçbirimiz.” Peki bu slogan sadece sizin gibi düşünenler için mi geçerli? Farklı düşündüğü anda herkes dışarı mı?

Demokrasi, sadece aynı fikirde olanların bir araya gelmesi değildir. Demokrasi, farklı düşünenlerin de aynı masada, aynı meydanda ve aynı partide yer alabilmesidir.

Bugün Jale Nur Süllü’yü savunmak, sadece bir milletvekilini savunmak değildir. Bugün savunulması gereken şey; insanların baskı görmeden siyasi kanaatini açıklayabilmesi, vicdanına göre hareket edebilmesi ve farklı düşündüğü için hedef gösterilmemesidir.

Çünkü siyaset talimatla değil, vicdanla yapılır. Ve unutulmamalıdır ki… Genel başkanlar değişir. İl başkanları değişir. Milletvekilleri değişir. Belediye başkanları değişir. Ama ilkeler değişmez. Vefa değişmez. Saygı değişmez.

Dün omuz omuza yürüdüğünüz insanları, bugün sadece farklı düşündükleri için yalnız bırakırsanız; yarın omuz verecek insan bulmakta zorlanırsınız. Çünkü siyasetin en kıymetli sermayesi güç değil, vefadır.