Başlığı okuyunca içinizi bir korku kaplıyor olabilir. Ama kaçamayız, tam da bu korkunç gerçekle yüz yüzeyiz.

Soralım…

Eskişehir olası bir depreme hazırlıklı mı?
Değil.

Şehirdeki binalar sağlam mı?
Değil.

Kaç bina risk altında?
Tam 10 bin bina.

Peki, hiç vakit kaybetmeden acilen dönüştürülmesi gereken kaç yapı var?
5 bin ila 6 bin bina.

O zaman insanın aklına bir soru takılıyor: Niye duruyoruz?
İşte onu söyleyemiyoruz maalesef…

***

İnönü’den başlayıp Tepebaşı ve Odunpazarı’nı yararak Alpu ve Sivrihisar’a uzanan, yaklaşık 80-100 kilometre uzunluğunda canlı, aktif bir Fay Zonu’nun üzerinde oturuyoruz. Jeoloji mühendislerinin saha analizleri ve AFAD’ın resmi raporlarında bu fay zonu 6,4 ile 7,0 büyüklüğünde yıkıcı bir deprem üretme kapasitesine sahip.

Bu büyüklükte bir sarsıntı; Eskişehir’de 5-6 bin binanın doğrudan yerle bir olması, 10 bin yapının ise ağır hasar alarak kullanılamaz hale gelmesi demek. Yani on binlerce insanın canının, bir gecede o beton yığınlarının altında kalma ihtimali demek.

Ama bakıyoruz; Eskişehir adeta depremi beklerken dev bir bahis oynuyor. Mevcut vurdumduymazlıkla deprem gelirse de kaderimize, gelmezse de kaderimize…

Şehrin kronik sorunlarını masaya yatırıp bir kağıda döktüğümüzde, listenin ilk sırasına açık ara kentsel dönüşüm yazılıyor.

Peki soralım…

Masada birinci sırada duran bu hayati meselede niçin hala tek bir somut adım atılmıyor?

Binlerce insanın canı doğrudan tehlikedeyken, kent yöneticilerinin ve yetkililerin öncelikleri niçin değişmiyor?

Siyasileştirilen her tartışmanın, bürokrasiye kurban edilen her kararın altında neden hep masum halk eziliyor?

Neden bu kent insanı kendi kaderine terk ediliyor?

Depremin ne gün, hangi saatte kapıyı çalacağını bilemezken; biz niçin hala enerjimizi ve zamanımızı "Çevre yolu olacak mı, olmayacak mı?" kısır döngüsüne hapsediyoruz?

Bugünümüzü kurtarma telaşıyla yaşarken bir yarınımızın kalmayacağı gerçeğiyle yüz yüzeyiz. Buna rağmen yetkililer niçin hala harekete geçmek yerine izlemeyi tercih ediyor?

Eğer mesele "bütçe yetersizliği" ise, işin ucunda binlerce insanın yaşam hakkı dururken bu bütçe nasıl oluyor da yaratılamıyor?

Can güvenliğinden daha acil hangi harcama kalemi olabilir?

Sanırım tüm bu soruların ve sormaktan çekindiğimiz daha nice sorunun cevabı netleştiğinde, Eskişehir’in neden bir türlü dönüşüme girmediğinin arkasındaki gerçek ilgili kişileri de göreceğiz.

1 saniye sonramızın bile bir garantisi yok. Eskişehir’de tablo bu şekilde devam edecekse, bu kent geleceği üzerine çok tehlikeli bir bahis oynuyor demektir.

Ve bu gidişle o bahis kaybedilecek, Eskişehir yıkılacak!