Değerli okuyucularım, Milli İrade Gazetesi’nden herkese merhaba…

Uzun bir Eskişehir Haber Ajansı hikâyesinin ardından Kanal 26 Group’ta yer almanın heyecanını yaşıyorum. Bundan sonraki gazetecilik yolculuğuma burada devam edeceğim. Yeni bir başlangıcın heyecanını taşırken, bir yandan da Eskişehir gündemini araştırmacı bir bakış açısıyla takip etmeyi sürdürüyorum.

Son zamanlarda kentin ritmini tutarken zihnimde bir soru daha fazla yer etmeye başladı: Bir hizmeti değerlendirirken gerçekten neye bakıyoruz? Hizmetin kendisine mi, yoksa onu gerçekleştiren siyasi partiye mi?

-Bence çoğunluk siyasi partiye bakarak hizmet değerlendirmesi yapıyor.-

Bir belediyenin şehre kazandırdığı iş; bir yolun işlevselliği, sosyal bir projenin erişilebilirliği ya da bir yatırımın kamu yararı üzerinden tartışılmalıdır. Ancak siyasi kimliklerin her şeyin önüne geçtiği bir ortamda bu temel ölçütler ne yazık ki geri plana itiliyor. Bir hizmeti yalnızca siyasi yakınlık nedeniyle savunmak ya da sırf karşıtlık yüzünden değersiz görmek, kentin gerçek ihtiyaçlarını konuşmamızı engelliyor.

Elbette bu noktada sorumluluk yalnız vatandaşa ait değil. Belediyelerin ve kamu yöneticilerinin de projeleri hangi kaynaklarla, nasıl bir kamu yararı gözeterek hayata geçirdiklerini halka açıkça anlatma yükümlülüğü bulunuyor. Sorgulamak demokratik denetimin bir parçasıdır; fakat bu sorgulama, hizmetin niteliğini tarafsızca değerlendirmemizin önüne geçmemelidir.

Günümüzde siyaset sofralarımıza, iş yerlerimize ve ikili ilişkilerimize kadar sızmış durumda. Siyasi görüşleri ifade etmek ve yöneticileri eleştirmek demokratik yaşamın doğal bir gereğidir. Ancak siyasi aidiyetler her konudaki tek değerlendirme kriteri hâline geldiğinde; ulaşım, altyapı, çevre ve yaşam kalitesi gibi temel sorunlarımız günlük polemiklerin gölgesinde kalıyor.

Tam da burada kendimize şu soruyu sormamız gerekiyor: Bir siyasi görüşü desteklemek, o yönetimin her uygulamasını sorgulamadan kabul etmeyi mi gerektirir? Ya da bir partiye karşı olmak, yapılan her doğru işi değersiz görmeyi haklı çıkarır mı?

İyi yapılmış bir işi takdir etmek siyasi bir bağlılık göstergesi olmadığı gibi, eksik bir uygulamayı eleştirmek de o yönetimin kimliğine düşmanlık etmek değildir. Üstelik bir kentte yaşayan insanların temel ihtiyaçları sandıkta verdikleri oya göre değişmez. Ulaşım sorunu da ekonomik beklentiler de her vatandaş için aynı derecede gerçektir.

Eskişehir’in konuşulması gereken pek çok meselesi var. Bazen kısır bir siyasi tartışma günlerce gündemi meşgul ederken, vatandaşın doğrudan yaşadığı bir sorun sessizce kaybolup gidebiliyor. İşte bu noktada medyanın, yöneticilerin ve kamuoyunun dikkatini yeniden kent sakinlerinin gerçek ihtiyaçlarına çevirmesi gerekiyor.

Yazının başında ifade ettiğim eleştiri, tek bir kesime yönelik değil. Hepimizin bu tabloda kendi payına düşen sorumluluğu sorgulaması gerektiğine inanıyorum. Siyasi aidiyetlerimiz, yaşadığımız şehrin sorunlarını ve doğrularını görmemize engel olmaya başladığında hep birlikte kaybediyoruz.

Bir laf var, bilirsiniz: "Kızım sana söylüyorum, gelinim sen anla."

Benim söylemek istediğim de tam olarak bu. Gelinim de anlasın, kızım da… Yöneticiler de vatandaşlar da… Günün sonunda kazananın siyasi çekişmeler değil, Eskişehir olması gerekiyor.

Eskişehir'in meselelerini siyasi kimliklerin dar penceresinden değil, kentte yaşayan insanların gerçek ihtiyaçları üzerinden konuşabildiğimiz bir gündem dileğiyle…

Bir sonraki yazıda görüşmek üzere.