10 Ekim akşamı Eskişehirspor için düzenlenen bağış gecesi, yalnızca bir kombine kampanyası değildi. O gece, bu şehrin değerlerine ne kadar sahip çıktığını, kimin gerçekten sorumluluk aldığını ve kimin yalnızca uzaktan izlemekle yetindiğini de gördük. Bir tarafta Eskişehirspor için canla başla mücadele edenler, diğer tarafta ise bu şehrin en büyük değerlerinden birine destek vermek konusunda sessiz kalanlar vardı.

Kanal 26 ekibi olarak günler öncesinden hazırlıklara başladık. Herkes elini taşın altına koydu, görev tanımları bir kenara bırakıldı ve tek bir hedef için çalışıldı: Eskişehirspor’a mümkün olan en büyük desteği sağlamak. Bazen canhıraş bir mücadele, bazen uykusuz saatler, bazen de dinlenmeye fırsat bulamadan sürdürülen bir mesai…

Kanal 26 İmtiyaz Sahibi Gökhan Yıldırım da günler öncesinden kolları sıvadı. Maliyeti, zorluğu, getirisi ya da götürüsü hesaplanmadan Eskişehirspor için ne yapılabileceğine odaklanıldı.

Eskişehirspor yönetimi de o akşam görev ve makam ayrımı yapmadan gelen destekleri karşılamak için çalıştı. Kravatlar bir kenara bırakıldı, unvanlar geri planda kaldı. Çünkü ortada bir şehrin meselesi vardı.

Bir de binanın önünde bekleyenler vardı: Taraftarlar…

Kanal 26 önünde toplanan yüzlerce Eskişehirspor taraftarı, Eskişehir’in soğuğuna rağmen saatlerce dev ekrandan gelecek haberleri bekledi. Her yeni bağış açıklandığında alkışlar yükseldi.

Onların orada bulunması da başlı başına bir emekti. Belki ekranda isimleri geçmedi ama o soğukta, hiçbir karşılık beklemeden saatlerce beklemeleri, bu armaya duydukları sevginin en açık göstergelerinden biriydi.

Ne var ki gecenin sonunda yüzlerde yalnızca umut yoktu. Öfke, kırgınlık ve hayal kırıklığı da vardı. Çünkü taraftar, takımına sahip çıkmak için yine elinden geleni yapmıştı. Peki, bu şehirde imkanı olan herkes aynı sorumluluğu üstlendi mi?

Sunucular olarak bizler de o akşam ter dökenlerdendik. Kısa molalarla, zaman zaman sesimiz kısılana kadar konuşarak Eskişehirspor için bağış toplamaya çalıştık. İnsanları destek vermeye teşvik ettik, isimlerini anons ettik, daha fazla katkı sağlanabilmesi için çaba gösterdik.

Bazen bir ismi söylemek, o kişiye teşekkür etmekti. Bazen de bir başka ismin destek vermesi için kamuoyu önünde çağrıda bulunmaktı. Çünkü o akşam Eskişehirspor’un ihtiyacı öncelikliydi.

Destek veren herkese, miktarına bakmaksızın, yürekten teşekkür ediyorum. Bir kombine alan da birden fazla kombine alan da bu mücadelenin bir parçasıdır. Burada mesele, kimin ne kadar zengin olduğu değil, kimin elindeki imkanı bu şehrin ortak değerine ne ölçüde yönlendirdiğidir. Ancak bazı rakamlar var ki insanın aklında soru işaretleri bırakıyor.

Eskişehir’in ekonomik hayatında önemli bir yer tutan, bu şehirde faaliyet gösteren ve bu şehrin imkanlarından yararlanan yapıların desteği neden beklentilerin gerisinde kaldı?

Koskoca bir siyasi partinin yaptığı bağışın sembolik düzeyde kalması düşündürücü. Devasa bir organize sanayi bölgesinden gelen katkıların, şehrin beklentileriyle kıyaslandığında küçük kalması ise benim açımdan üzerinde durulması gereken bir mesele.

Elbette herkesin imkanı aynı değil. Her kurumun bütçesi, her kişinin ekonomik koşulları farklı. Fakat meseleye yalnızca bütçe hesabıyla bakamayız. Çünkü Eskişehirspor, bu şehirde yaşayan milyonlarca insanın ortak değeriyse ona sahip çıkmak da yalnızca taraftarın omuzlarına bırakılamaz.

Bu şehirden kazanç sağlayan, bu şehirde büyüyen, bu şehrin insanıyla iş yapan herkesin kendisine sorması gereken bir soru var: Eskişehirspor söz konusu olduğunda, ben bu şehre ne verdim? Gelelim gecenin en can sıkıcı tarafına…

Eskişehirspor’un köklü tarihini, büyüklüğünü, bu şehir için ne ifade ettiğini uzun uzun anlatmaya gerek yok. Bu takımın ne anlama geldiğini herkes biliyor. Tribünlerini dolduranları da biliyoruz, başarılarıyla gururlananları da…

Ancak 10 Ekim akşamı, Eskişehir’e yakışmayan bir tabloyla karşılaştık. Bir kez daha gördük ki söz konusu Eskişehirspor olduğunda, söylemekle yapmak arasındaki mesafe herkes için aynı değil.

Sağda solda Eskişehirsporlu olduğunu söylemek kolay. Birkaç maça gitmek, tribünde fotoğraf vermek, takım kazandığında tebrik mesajı paylaşmak da kolay. Peki, takımın gerçekten desteğe ihtiyaç duyduğu bir akşamda nerede olmak gerekiyor?

Eskişehirspor’un adı gündemdeyken ortaya çıkmak, başarı geldiğinde bu başarıya ortak olmak isteyenler için her zaman bir fırsat bulunur. Fakat konu, somut bir katkı sunmaya geldiğinde aynı heyecanı göremiyorsak burada bir durup düşünmek gerekir.

Ben bir Eskişehirspor sevdalısı olarak bunları dert ediniyorum. Çünkü bu takımın yükünü yıllardır aynı insanlar taşıyor. Taraftar yine tribünde, yine sokakta, yine kampanyanın başında… Peki, şehrin ekonomik ve kurumsal gücünü temsil edenler nerede?

Kimseye hak etmediği bir alkışı vermek zorunda değiliz. Aynı şekilde, bu şehrin ortak değerine sahip çıkmayanların da hiçbir şey olmamış gibi davranmasını beklemek zorunda değiliz.

Bir ve iki kombine alanlara teşekkür ederken, çok daha büyük imkanlara sahip olanların katkısını da sorgulayabiliriz. Bu bir çelişki değil, aksine adaletli bir değerlendirmedir.

Bu şehirde kazanıp bu şehrin en büyük değerlerinden birine destek vermeyi gereksiz görenlerin, yarın Eskişehirspor’un başarısı üzerinden kuracakları cümleleri şimdiden merak ediyorum.

İmkanı, kurumsal gücü ve kamuoyu önündeki konumu itibarıyla daha fazlasını yapabileceği düşünülen isimlerin sessizliği, taraftarın hafızasında yer edecektir. Taraftarın hafızası güçlüdür. Bugün Eskişehirspor’a destek vermeyen bir ismin yarın takımın başarısını kutlaması, geçmişteki tutumunun hatırlanmasına engel olmayacaktır.

10 Ekim gecesi, kimin hangi tarafta durduğunu görmek açısından önemliydi. Birileri elinden geleni yaptı, birileri -mış gibi yaptı, birileri de sessiz kalmayı tercih etti. Herkesin tercihi kendisine ait. Gelelim asıl soruya…

Bir milyon nüfuslu bir şehirden söz ediyoruz. Yıllardır büyük bir camiaya sahip olduğunu söyleyen, Eskişehirspor’un geçmişiyle gurur duyan, takımının yeniden hak ettiği yerlere gelmesini isteyen bir şehire 9 bin 200 kombine yakıştı mı? Asla.

Bu takımın arkasında yalnızca taraftarı değil, koca bir şehir olmalı. Eskişehirspor’un geleceği için yürütülen kampanyalar birkaç kişinin fedakarlığına, birkaç kurumun desteğine ve taraftarın bitmeyen mücadelesine mahkûm kalmamalı.

İnsanları teşvik etmek için daha ne yapılması gerekiyor? Bu şehrin değerine sahip çıkmak için illa ki büyük bir başarı mı bekleniyor? Eskişehirspor yeniden üst liglere çıktığında mı herkes aynı heyecanla ortaya çıkacak?

Bu şehirde kazanıyorsanız, bu şehrin değerlerine karşı da bir sorumluluğunuz vardır. Bu sorumluluğun adı her zaman para değildir. Fakat imkanı olanın hiçbir şey yapmamasını da yalnızca bir tercih olarak görüp geçemeyiz.

Bir takımın geleceği, yalnızca gönülden sevenlerin fedakarlığıyla kurulamıyor. Bu şehrin bütün dinamiklerinin sorumluluk alması gerekiyor.

Benim derdim birilerinin adını anmak ya da birilerini mahcup etmek değil. Benim derdim, Eskişehirspor’un hak ettiği desteği görmesi.

Ama şunu da unutmayalım: Eskişehirspor’un başarısına ortak olmak isteyenler, zor günlerinde de bu camianın yanında durduklarını göstermek zorunda.

Bu şehir kimin ne söylediğini duyduğu kadar, ihtiyaç duyulduğunda kimin elini uzattığını da görüyor. Ve son bir soru…

Eskişehirspor’a sahip çıkmayanlar, yarın bu şehrin en büyük değerlerinden biri üzerinden söz kurarken hangi yüzle konuşacaklar?