Meteoroloji sağanak uyarısı verdiğinde vatandaş şemsiyesini hazırlar, bizim siyasilerimiz ise telefonlarını…
Çünkü malum; sonbahar kapıya dayandı ve şehrin altyapı sorunları üzerinden siyasi polemik üretme sezonu da açıldı.
Normal şartlarda yağmur berekettir, toprağa can verir. Ancak bizim yerel siyaset sahnemizde gökten düşen her damla, rakibe yöneltilecek sert bir cümlenin ya da sosyal medyada etkileşim toplayacak bir paylaşımın habercisine dönüşebiliyor.
Geçtiğimiz yıl yaşanan o tanıdık “yağmur siyaseti” tartışmasını hatırlayalım.
CHP Odunpazarı İlçe Başkanlığı’nın dayanışma yemeğinin düzenlendiği dönemde etkili olan yağışlar, şehirde altyapı tartışmalarını da beraberinde getirmişti.
Siyaset de doğal olarak devreye girdi.
AK Partili isimlerden eleştiriler geldi. Tartışmanın merkezindeki söylem kabaca şuydu:
Bir tarafta eğlence, diğer tarafta yağmurla mücadele eden bir şehir…
AK Parti Eskişehir İl Başkanı Gürhan Albayrak da 7 Kasım 2025 tarihli sosyal medya paylaşımında oldukça ironik bir dil kullanarak şöyle demişti:
“Eğlenceniz bol olsun da bu şehri de seller götürüyor. Araçlarınız yerinde duruyor mu kontrol ediverin.”
İşte tam burada asıl tartışılması gereken noktaya geliyoruz.
Bir şehirde kuvvetli yağışların ardından benzer görüntüler tekrar ortaya çıkıyorsa mesele yalnızca kimin hangi gece nerede olduğu değildir.
Asıl mesele altyapıdır.
Mazgallardır.
Yağmur suyu hatlarıdır.
Dere yataklarıdır.
Kentleşme ve altyapı planlamasıdır.
Ve en önemlisi, aynı görüntülerin tekrar yaşanmaması için ne yapıldığıdır.
Siyaset yalnızca yağmur yağmasını bekleyip su birikintisinin başında video çekmeye dönüşürse vatandaş açısından değişen hiçbir şey olmaz.
Çünkü vatandaşın derdi kimin paylaşımının daha fazla etkileşim aldığı değil, evini, iş yerini veya aracını su basıp basmayacağıdır.
Şimdi önümüzde yeni bir yağış sezonu var.
İlk kuvvetli sağanakla birlikte yine benzer görüntüler, videolar ve siyasi açıklamalarla karşılaşıp karşılaşmayacağımızı hep birlikte göreceğiz.
Hatta “yağmur siyaseti” yapmanın tarifi neredeyse hazır:
Kahvenizi hazırlayın.
Cam kenarındaki koltuğunuza geçin.
İlk damlaların düşmesini bekleyin.
Sokakta su yükselmeye başladığında telefonunuzu çıkarın, en çarpıcı görüntüyü bulun ve sosyal medyaya yükleyin.
Altına da şu cümleyi yazın:
“Şemsiye yağmuru durdurmaz ama ıslanmanızı engeller; bizim siyasetimiz ise belki seli durdurmaz ama faturanın kime kesileceğini çok iyi belirler.”
Mizah bir yana…
Ortada hepimizi ilgilendiren ciddi bir mesele var.
Siyasetin doğasında rakibin hatasını göstermek de vardır. Muhalefet eleştirir, yönetimde olanlar yaptıklarını anlatır. Bunların tamamı demokratik siyasetin doğal parçalarıdır.
Fakat vatandaşın beklentisi polemik mühendisliği değil, su basmayan sokaklardır.
Bu nedenle sağanak başladıktan sonra kimin kimi suçladığından önce şu soruların cevaplarını konuşmalıyız:
Şehrin riskli bölgeleri belirlendi mi?
Eskişehir’in yağmur suyu hatlarının kapasitesi yeterli mi?
Mazgallar düzenli temizleniyor mu?
Geçmişte su baskını yaşanan bölgelerde hangi önlemler alındı?
Yeni yağış sezonuna gerçekten hazır mıyız?
Yağmurun siyasi partisi yoktur. Su, A Partili sokağı da B Partili sokağı da ayırmaz…