Sabah haberlerini açtığınızda veya yerel gazetelerin üçüncü sayfalarını karıştırdığınızda hemen her gün benzer başlıklarla karşılaşıyoruz: "78 ilde dev narkotik operasyonu", "Eskişehir’de kilosunu bulmayan sentetik zehir yakalandı", "Binlerce tutuklama..."
İlk bakışta bu haberler yüreğimize bir su serpiyor. Emniyet güçlerimizin gece gündüz demeden yürüttüğü bu kararlı operasyonlar, zehir tüccarlarına indirilen ağır darbeler hiç şüphesiz takdire şayandır. Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirip biraz derine indiğimizde, karşımıza ürkütücü bir soru çıkıyor: Sokaklarda ne kadar çok operasyon yapılıyorsa, tehlike o kadar büyüyor olabilir mi?
Bu bir paradoks değil, acı bir hakikattir. Operasyonların sayısındaki ve ele geçirilen maddelerin tonajındaki rekor artışlar, sadece polisin başarısını değil; piyasadaki arzın, talebin ve tehdidin boyutunun ne kadar devasa bir raddeye ulaştığını da gözler önüne seriyor.
Uyuşturucu tehlikesi artık sadece büyük metropollerin, kentsel çöküntü alanlarının ya da karanlık ara sokakların sorunu olmaktan çıktı. Eskişehir gibi üniversiteleriyle, dinamik genç nüfusuyla, huzuruyla ve kültür-sanat hayatıyla anılan bir ilimizde dahi neredeyse her hafta yeni bir operasyon haberi duyuyoruz.
Huzurlu bir öğrenci kenti olarak bildiğimiz Eskişehir’de çeşitli uyuşturucuların ele geçirilmesi, tehlikenin kapımızın eşiğine kadar geldiğinin açık bir göstergesidir. Bir zamanlar "Anadolu'nun güvenli limanı" olarak nitelendirilen şehirlerde bile narkotik ekiplerinin aralıksız mesai yapması, tehdidin mekansal sınırları tamamen aştığını kanıtlıyor.
Türkiye genelinde yürütülen operasyonların bilançolarına bakıldığında göze çarpan en korkunç detay, yakalanan maddelerin türündeki değişimdir. Artık karşımızda sadece geleneksel uyuşturucu maddeler yok. Ucuz imal edilen, son derece yıkıcı etkilere sahip olan ve çok hızlı bağımlılık yapıp insan fizyolojisini adeta tahrip eden kimyasalların istilası altındayız.
Bu maddeler, gençlerin zihinsel ve ruhsal dünyasını adeta bir kene gibi emiyor. Uyuşturucu yaşının her geçen gün düşmesi, aile yapısını içten içe çürütürken; toplumsal şiddet, hırsızlık ve asayiş olaylarının altında da genellikle bu sentetik zehirlerin izi çıkıyor.
Uyuşturucuyla mücadeleyi sadece kolluk kuvvetlerinin omuzlarına yüklemek yapılan en büyük yanlıştır. Polisin yakaladığı her gram uyuşturucu ve içeri tıktığı her zehir taciri şüphesiz hayati önem taşır. Ancak polisiye tedbirler, bataklığı kurutmaktan ziyade sivrisinekleri avlamaya benzer; talep var olduğu sürece bir zehir tüccarının yerini diğeri alır.
Operasyon haberlerinde gördüğümüz sayılar sadece birer istatistik değil; her bir gram uyuşturucu söndürülen bir hayatı, karartılan bir geleceği ve yıkılan bir yuvayı temsil ediyor. Türkiye genelinden Eskişehir'in mahallelerine kadar uzanan bu sessiz kuşatma, güvenlik güçlerimizin kararlılığı kadar, toplumun tüm kesimlerinin uyanık ve dayanışma içinde olmasıyla kırılabilir.
Geleceğimizi, yani gençlerimizi bu sentetik karanlığa teslim etmeme mücadelesi, hepimizin ortak sorumluluğudur.