Üniversite sınavı her yıl milyonlarca gencin geleceğini belirleyen en önemli eşiklerden biri. Öğrenciler aylarca çalışıyor, aileler büyük fedakârlıklar yapıyor ve gençler istedikleri bölüme yerleşebilmek için tercih döneminde ince hesaplar yapıyor. Ancak bütün bu yoğunluğun ardından bazı üniversite ve bölümlerde kontenjanların boş kalması, artık üzerinde daha fazla düşünülmesi gereken bir konu haline geliyor.

2026-YKS kapsamında tercih işlemleri 29 Temmuz-10 Ağustos tarihleri arasında gerçekleştirildi. ÖSYM tarafından 2026-YKS yerleştirme sonuçlarının açıklandığı duyuruldu. Boş kalan kontenjanların hangi üniversitelerde ve hangi bölümlerde yoğunlaştığı ise yükseköğretim sisteminin geleceği açısından önemli mesajlar verecek.

Asıl soru şu: Üniversitelerde boş kontenjan kalıyorsa bunun nedeni gençlerin üniversite okumak istememesi mi, yoksa üniversitelerin sunduğu eğitim ile gençlerin ve iş dünyasının beklentileri arasında bir uyumsuzluk mu var?

GENÇLER ARTIK DAHA SEÇİCİ

Geçmişte üniversiteye girmek başlı başına büyük bir hedef olarak görülüyordu. Bugün ise gençler yalnızca “üniversiteye gireyim” demiyor. “Hangi bölümü okuyacağım, mezun olduğumda iş bulabilecek miyim, aldığım eğitim bana ne kazandıracak, bu eğitimin maliyeti ne olacak?” sorularını da soruyor.

Bu değişim son derece önemli.

Çünkü üniversite eğitimi artık dört yıllık bir diploma almaktan ibaret görülmüyor. Öğrenci, mezuniyet sonrasında iş bulabileceği, kendisini geliştirebileceği ve ekonomik bağımsızlığını sağlayabileceği bir meslek arıyor.

Bu nedenle bazı bölümlerin kontenjanlarının dolmaması, gençlerin eğitimden uzaklaştığı şeklinde yorumlanmamalı. Tam tersine, gençlerin geleceğe daha fazla odaklandığını ve tercihlerini daha dikkatli yaptığını gösteren bir işaret olarak da değerlendirilmelidir.

HER BÖLÜME AYNI TALEP YOK

Türkiye'de yükseköğretim kurumlarının ve programlarının sayısı yıllar içinde önemli ölçüde arttı. Ancak bütün bölümlerin iş gücü piyasasındaki karşılığı aynı değil.

Bazı alanlarda mezun sayısı fazla olurken iş imkanları sınırlı kalabiliyor. Buna karşılık teknoloji, yapay zekâ, yazılım, enerji, savunma sanayii, sağlık, üretim ve bazı teknik alanlarda nitelikli insan gücüne duyulan ihtiyaç artıyor.

Dolayısıyla üniversite kontenjanlarının belirlenmesinde yalnızca geçmiş yıllardaki tercih eğilimlerine bakmak yeterli değil. Geleceğin meslekleri de hesaba katılmalı.

Yükseköğretim Kurulunun performans hedeflerinde de meslek yüksekokullarının kontenjan doluluk oranının önemli bir gösterge olarak takip edildiği görülüyor. Bu durum, mesleki ve teknik yükseköğretimde kontenjan planlamasının önemini ortaya koyuyor.

KONTENJAN PLANLAMASI YENİDEN ELE ALINMALI

Boş kontenjanların azaltılması için yapılması gereken ilk iş, üniversite kontenjanlarını ülkenin gerçek ihtiyaçlarıyla daha güçlü biçimde ilişkilendirmek.

Bir bölgede aynı alanda çok sayıda program bulunurken başka bir bölgede ihtiyaç duyulan teknik insan kaynağının yetiştirilememesi, kaynakların etkin kullanılmadığını gösterebilir.

Bu nedenle kontenjan planlamasında;

  • Mezunların istihdam oranları,
  • Bölümlerin mezunlarının gelir düzeyleri,
  • İş dünyasının insan kaynağı ihtiyacı,
  • Bölgesel kalkınma hedefleri,
  • Teknolojik dönüşüm,
  • Gençlerin tercih eğilimleri

Birlikte değerlendirilmelidir.

Üniversiteler de yalnızca kontenjan doldurmayı değil, öğrencilerine kaliteli eğitim sunmayı hedeflemelidir.

DİPLOMA TEK BAŞINA YETERLİ DEĞİL

Bugünün gençleri için üniversitenin adı kadar verilen eğitimin niteliği de önemli.

İşverenler artık sadece diploma sahibi kişileri değil; yabancı dil bilen, teknoloji kullanabilen, problem çözebilen, ekip çalışmasına uyum sağlayabilen ve kendisini sürekli geliştiren çalışanları arıyor.

Bu nedenle üniversitelerin müfredatlarını iş dünyasındaki değişime göre güncellemesi gerekiyor. Öğrencilerin staj imkanlarının artırılması, üniversite-sanayi iş birliğinin güçlendirilmesi ve uygulamalı eğitimin yaygınlaştırılması bu açıdan büyük önem taşıyor.

Bir öğrencinin dört yıl boyunca yalnızca teorik bilgi aldığı, ancak iş hayatını hiç tanımadığı bir sistem yerine; eğitim ile çalışma hayatının iç içe geçtiği bir model daha güçlü sonuç verecektir.

BOŞ KONTENJANLAR BİR UYARI MESAJIDIR

Üniversitelerde boş kalan kontenjanlara sadece “öğrenciler tercih etmedi” diyerek yaklaşmak kolaycılık olur.

Her boş kontenjanın arkasında farklı bir neden olabilir. Bölümün iş imkanlarının sınırlı olması, şehirde barınma maliyetlerinin yüksekliği, ulaşım sorunları, eğitim ücretleri, üniversitenin akademik niteliği veya mezunların istihdam sorunları bunlardan bazılarıdır.

Özellikle ekonomik koşulların aile bütçelerini zorladığı bir dönemde öğrencinin üniversite tercihinde şehir ve yaşam maliyetlerini de hesaba katması kaçınılmazdır.

Bu nedenle üniversitelerin başarısı yalnızca kaç öğrenci aldığıyla değil, aldığı öğrenciyi ne kadar iyi yetiştirdiği ve mezuniyet sonrasında ne kadar başarılı bir kariyere hazırladığıyla ölçülmelidir.

ÇÖZÜM: DAHA AZ DEĞİL, DAHA DOĞRU KONTENJAN

Türkiye'nin ihtiyacı üniversiteleri küçültmek ya da gençleri yükseköğretimden uzaklaştırmak değil. İhtiyaç duyulan şey, daha doğru kontenjan planlaması ve daha kaliteli eğitim.

Geleceğin mesleklerine yönelik programlar güçlendirilirken iş imkanları zayıflayan alanlarda kontenjanların yeniden değerlendirilmesi gerekiyor. Meslek yüksekokullarının sanayiyle daha fazla iş birliği yapması, üniversitelerin bölgesel ihtiyaçlara göre uzmanlaşması ve öğrencilerin mezuniyet sonrası istihdamını kolaylaştıracak modellerin geliştirilmesi önemli.

Sonuçta boş kalan bir kontenjan yalnızca üniversitedeki boş bir sıra değildir. O kontenjan, eğitim sistemi ile iş gücü piyasası arasında kurulması gereken bağın ne kadar güçlü olduğunu da gösterir.

Türkiye genç ve dinamik nüfusunu iyi değerlendirmek istiyorsa üniversitelerde sadece daha fazla öğrenci okutmayı değil, doğru öğrenciyi doğru alanda, kaliteli eğitimle geleceğe hazırlamayı hedeflemelidir.

Çünkü artık mesele üniversite kapılarının herkese açılması kadar, o kapıdan giren gençlerin geleceğe güvenle yürüyebilmesidir.