Türkiye sermaye piyasalarında son günlerin en önemli gündemlerinden biri olan fon krizinde yeni bir aşamaya girildi. Başlangıçta bazı fonların yatırımcıların para çekme taleplerini karşılamakta zorlanmasıyla ortaya çıkan sorun, kısa sürede geniş kapsamlı bir soruşturma ve tasfiye sürecine dönüştü. Sermaye Piyasası Kurulu’nun (SPK) 131 yatırım fonunu tasfiye kapsamına almasıyla birlikte şimdi yüz binlerce yatırımcının gözü, “Paramı ne zaman alacağım ve ne kadarını geri alabileceğim?” sorusuna çevrilmiş durumda.
Krizdeki en önemli gelişmelerden biri, SPK’nın tasfiye süresini değiştirmesi oldu. Kurul, 21 Eylül’de yaptığı açıklamayla daha önce üç ay olarak belirlenen süreyi altı aya çıkardı. Ancak burada önemli bir ayrıntı var: SPK, altı aylık sürenin mutlaka altı ay bekleneceği anlamına gelmediğini özellikle vurguladı. Portföylerin piyasa koşullarına uygun biçimde daha erken satılması mümkün olursa tasfiye daha kısa sürede de tamamlanabilecek.
Bu değişikliğin temel nedeni aslında yatırımcının parasını geciktirmekten çok, fon varlıklarının panik satışına dönüşmesini önlemek. Çünkü tasfiye kapsamındaki fonların portföylerinde işlem hacmi düşük veya fiyat hareketleri sert olabilen hisseler bulunuyor. Bunların tamamının kısa sürede satılması, fiyatların daha da aşağı gelmesine ve dolayısıyla yatırımcıların zararının büyümesine yol açabilir. Bu nedenle satışların zamana yayılarak yapılması öngörülüyor.
Tasfiye sürecini iki büyük banka yürütecek. Tera Portföy tarafından kurulan fonlarda Türkiye İş Bankası, diğer altı portföy yönetim şirketinin fonlarında ise Ziraat Bankası görevlendirildi. MKK kayıtları ile bankalar arasında yatırımcıların payları, rehin ve haciz gibi kısıtlamaları ve gerçekleşmemiş işlemleri eşleştirilecek. Fon varlıkları nakde çevrildikçe elde edilen para yatırımcılara sahip oldukları pay oranında dağıtılacak.
Burada yatırımcıların dikkat etmesi gereken en önemli nokta şudur: Ödenecek para, bugün ekranda görülen fon değeriyle mutlaka aynı olmayacak. Çünkü tasfiye sırasında portföydeki varlıkların hangi fiyatlardan satıldığı, fonun borçları, giderleri, vadesi gelmemiş işlemleri ve diğer mali unsurlar nihai tutarı belirleyecek. Dolayısıyla “fonum bugün 1 milyon TL görünüyordu, kesin olarak 1 milyon TL alırım” şeklinde bir hesap yapmak doğru değil.
Peki yatırımcı parasının ne kadarını geri alabilecek?
Bugün itibarıyla bu sorunun resmi ve kesin bir yüzdesi bulunmuyor. Dolayısıyla yüzde 70, yüzde 80 veya yüzde 90 gibi bir oranı kesin sonuçmuş gibi açıklamak doğru olmaz. Nihai rakam, varlıkların gerçek satış değerleri ortaya çıktıktan sonra hesaplanabilecek. Özellikle likiditesi düşük hisselerde satışların hangi fiyatlardan gerçekleşeceği burada kritik önem taşıyor.
Örneğin tamamen varsayımsal olarak, tasfiye sonunda bir fonun 100 milyon liralık net varlığı 85 milyon liraya dönüşürse yatırımcılar toplamda yaklaşık 85 milyon liralık kaynak üzerinde hak sahibi olacak. Ancak bu sadece yöntemi göstermek için kullanılan bir örnektir; mevcut fonlar açısından resmi bir zarar tahmini değildir.
Bir diğer önemli gelişme ise yurt dışına para transferleriyle ilgili soruşturmanın genişlemesi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü soruşturma kapsamında bazı fon yöneticilerinin hesaplarından İsviçre’deki hesaplara yüksek tutarlı transferler yapıldığına ilişkin MASAK incelemeleri gündeme geldi. TRT Haber’in aktardığına göre soruşturmanın kapsamına yöneticilerin 2024’ten bugüne kadar gerçekleştirdiği yurt dışı para ve kripto varlık transferleri de dahil edildi.
Bazı haberlerde ise Pusula yöneticileriyle bağlantılı hesaplardan İsviçre’ye yaklaşık 4,1 milyar TL karşılığı transfer tespit edildiği bildirildi. Bu rakamların soruşturma kapsamında incelenen para hareketleri olduğunu, bunların tamamının doğrudan yatırımcı fonlarından çıkarıldığı anlamına gelmediğini özellikle belirtmek gerekiyor. Hukuki süreç tamamlanmadan para hareketlerinin niteliği konusunda kesin hüküm vermek doğru olmaz.
Hukuki tarafta da önemli gelişmeler yaşanıyor. Soruşturma kapsamında bazı şüpheliler tutuklanırken, çok sayıda kişi hakkında yurt dışına çıkış yasağı ve mal varlığı tedbirleri uygulandığı bildirildi. Ayrıca yeni gözaltılarla soruşturmanın kapsamı genişliyor. Bu süreçte amaç yalnızca cezai sorumluluğun belirlenmesi değil, varsa kaçırılan veya gizlenen varlıkların tespit edilmesi ve hukuken mümkün olduğu ölçüde yatırımcı zararlarının telafisine katkı sağlanmasıdır.
Bir başka dikkat çekici rakam ise Tera Portföy tarafında ortaya çıktı. Şirket, kısa sürede yaklaşık 300 milyar TL’ye ulaşan iade talebi oluştuğunu açıkladı. Ancak bu rakamın tamamının zarar veya ödenmemiş para olarak değerlendirilmemesi gerekiyor. Tera’nın açıklamalarına göre ödeme sürecinde Takasbank hesaplarına getirilen işlem kısıtlamaları da etkili oldu.
Sonuç olarak fon krizinde artık yeni dönem başlamış durumda. Yatırımcı açısından en önemli gerçek, paranın tek bir günde ve tek bir işlemle geri ödenmesinin beklenmemesi. Varlıklar piyasa koşullarına göre satılacak, nakit oluşturulacak ve yatırımcılara payları oranında ödeme yapılacak. SPK’nın yeni kararıyla süreç için azami süre altı aya çıkarılmış olsa da tasfiyenin daha erken bitirilmesi mümkün.
Bu nedenle yatırımcının bundan sonraki dönemde KAP açıklamalarını, MKK kayıtlarını ve ilgili bankaların duyurularını yakından takip etmesi büyük önem taşıyor. Fon krizinin gerçek maliyeti ise ancak portföyler satıldığında, hukuki süreç ilerlediğinde ve elde edilen net nakit ortaya çıktığında tam olarak anlaşılabilecek.
Bugün için söylenebilecek en doğru cümle şudur: Yatırımcının parasının tamamının veya belirli bir yüzdesinin kesin olarak kaybedildiğini söylemek için henüz erken; ancak geri ödeme tutarı, tasfiye edilen varlıkların gerçek satış değerine bağlı olacak.